Kamuoyları, artık birinci ayını dolduran savaşın güncel gelişmelerini tâkip etmekle meşgûl. Bunu tabiî gördüğümü ifâde etmeliyim. Bu savaşın nerede sönümleyeceğini kestirmek son derecede zor. Onu durduracak diplomatik gayretler; meselâ Pakistan ve Türkiye'nin devreye girmesi son derecede iyiniyetli ve medenî bir adım olsa da artık süreci şekillendirebilecek nitelikte değil. Masa zâten kurulmuştu. Bunu deviren; üstelik müspet bir safhaya gelindiğinde ABD oldu. Diplomasinin tesirini arttırabilmenin ilk şartının, tarafların iyi niyetinin karşılıklı olarak tatmin edici bir seviyeyi yakalamak olduğunu herkes bilir. Umman'ın arabuluculuğunda kurulan masanın devrilmesi diplomasinin imkânları tükendiği için değil, taraflardan biri olan ABD'nin, İsrâil'in baskılarına boyun eğerek niyetini bozması oldu. Bu da onun yeniden kurulmasını imkânsız hâle getirdi. İran artık ABD'ye güvenmiyor. Kim olsa aynısını yapardı. İran, ancak tek taraflı olarak isteklerinin garantisini almadan masaya oturmayacağını keskin bir tonlamayla ortaya koydu. Bu demektir ki bundan sonra kurulacak masa bir müzâkere masası değil, galip tarafın şartlarının mağlup tarafın kabûl ettiği bir masa olacaktır. İran, "Ya herro ya merro" diyor.
Savaşın gidişâtına baktığımızda, sıkışan tarafın ABD-İsrâil olduğu çok âşikâr görülüyor. Asimetrik bir savaş bu. Eğer kaynakları, kapasitesi yok olmazsa bu tarz bir savaşı tecâvüzkâr değil müdafaa pozisyonunda olan; kâğıt üzerinde kuvvetli olan değil, zayıf görünen tarafın kazanacağı âşikârdır. Bunun sebepleri de mâlumdur. ABD ordusu, ana kıt'asından çok uzakta savaşmaktadır. Bunun zamân içinde çok ciddî bir lojistik ve mâliyet külfeti doğuracağı baştan bellidir. Onun için, savaş patladığında, eğer İran iki haftayı aşabilirse zafer ibresinin kendisinden yana döneceğini yazmış, söyleşmiştim. Bu değerlendirmeyi güvenilir bulduğum askerî meseleleri bilen tanıdıklarımdan devşirmiştim. Nitekim ilk ayını idrâk ettiğimiz savaşta ABD çok ciddî lojistik meseleler yaşamaya başladı. ABD hücumları giderek disiplinini kaybediyor. İran'ın kapasitesinin azaldığını gösteren hiçbir emâreye rastlamıyoruz. ABD'nin aksine İran, çok uzun sürmesi kuvvetle muhtemel olan bu savaşa yapısal ve donanımsal olarak çok iyi hazırlanmış.
Daha evvelde yazdığım üzere en başa gelinmez kuvvet, "kaybedecek bir şeyi olmayanların" kuvvetidir. Senelerce ambargolar altında sürünen ve varoluş krizleriyle boğuşan İran rejimi kendisini yok edecek son dalgaya hazırlanmış olduğunu ispat ediyor. Üretimi daha kısa zamanda yapılabilen, yükte hafif, mâliyeti düşük, ama tahrip kapasitesi yüksek hava araçlarını ve füze teknolojilerini geliştirmişler. Hantal ABD ve İsrâil ordularının bunlar karşısında nasıl bocaladıklarını ve çok defâ çâresiz kaldıklarını tâkip ediyoruz. Buna mukâbil, hesapsız tahminlerin aksine, savaşı kazanmakta en mühim husus olan savaşma azim ve kararlılığının İran'da zirve yaptığına şâhit oluyoruz. Yaşadığı ağır tahribatlara rağmen İran halkı rejim etrâfında kenetlenmiş durumda. Bir manya yaşayan ABD ve İsrâilli siyâsî kadroların başlattığı bu savaş gûya Molların baskıcı rejimi devirmekti. Ama aksi oldu. On seneler boyu meşrûiyeti azalmış, halkın hatırı sayılır bir kesiminin gözünde nefret kazanmış olan bir rejimi yeniden ayağa kaldırmaktan ve ona kuvvetli bir halk desteği kazandırmaktan başka bir şeye yaramadı. Hâlbuki bunu yapmayıp sâdece ambargolarla kifâyet etmiş olsalardı bu rejim, ama bugün, ama yarın, er geç devrilecekti...
Savaşın seyri düşünüldüğünde tırmanmakta olduğu çok âşikâr. İstediklerini elde edemeyen ve çılgına dönen ABD ve İsrâil elini yükseltiyor. Daha ağır bir hücûma hazırlanıyorlar. Bunlar mâkûl adımlar değil. Hatâ üzerine hatâ yapacakları daha şimdiden belli. İsrâil'in Lübnan'daki yayılmacı emelleri Lübnan Hizbullahının beklenmeyen mukâvemetine çarptı. Anlaşılıyor ki sıkışan, sürülen ve lider kadrolarını kaybederek ağır kan kaybına mâruz kalmış olan Hizbullah yeniden yapılanmış ve kendisi için varoluş meselesi hâline gelen bu son savaşa bilenmiş. Irak'taki ABD varlığı Haşdi Şâbi unsurları tarafından tutunamaz hâle geliyor. Eğer ABD yanılıp bir kara hârekâtına teşebbüs ederse bu onun için ölümcül olacak. Diğer taraftan, bugüne kadar suskun kalan Hûsîler savaşa dâhil olduklarını açıkladılar. İran Ortadoğu'daki uyuyan yapılarını yavaş yavaş harekete geçirmeye başladı. Buna mukâbil ABD'nin yapacağı hiçbir şey kalmamış görünüyor. Yan çizen Avrupa'dan sonra, coğrafyadaki "sâdık" müttefikleri olan Araplar ve Kürtler de büyük bir itimâd kaybını yaşadılar. ABD'ye güvenmiyor ve onu yalnız bırakıyorlar.

5