ABD'de yaşanan kırılmalar

Çocukluğumda iki şehrin güreş kulübü arasında yapılan müsabakaları seyretmiştim. Bizim şehrin takımı fırtına gibi esiyor, hemşehrilerimizi coşturuyordu. 74 kilo müsabakasına kadar bizimkiler peşpeşe rakip takımın güreşçilerini ezdi geçti. Hiç unutmam, bu sıklette rakip takımı temsilen sarışın, sırım gibi bir güreşçi mindere çıktı. Bizim takımın sporcusunu her devrede evire çevire ezdi ve takımına ilk gâlibiyetini hediye etti. Hârika bir teknikle güreşiyordu. Seyirciler bile etkilenmiş, maç sonunda onu uzun uzun alkışlamışlardı.

Diğer sıkletlerdeki müsâbalarda bizim takımın üstünlüğü devâm etti. En son maç iki ağır sıklet arasında yapılacaktı. Bizimki heybetli vücûdu ile, kendinden emin olarak mindere çıktı. Ne var ki rakip takımın ağır sıklet güreşçisi yoktu. Bizimki tam hükmen gâlip ilân edilecekti ki, rakip takım antrenörü hakemlere yaklaşıp bir şeyler söyledi. Hakemler ona şaşkınlıkla bakıyordu. Bir müddet kendi aralarında konuştular. Nihâyet bir anons yapıldı. Rakip takımın, kendi sıkletinde herkesi büyüleyen o 74 kilo güreşçisinin bizimkinin karşısına çıkacağı açıklandı. Tribünler şaşkınlık içindeydi. Ama kısa zaman sonra herkesi tatlı bir heyecan ve merak sardı. Mayosunu yeniden giyen o sarışın güreşçi mindere çıktı. Bu onun ikinci maçı olacaktı. Karşısında onun neredeyse iki katı ağırlığında ve kendi gibi yorgun olmayan bir "dev" vardı. Herkes gülüyor ve bizimkinin rakibiyle ,kedinin fâre ile oynadığı gibi oynayacağıı düşündükleri maçı seyretmeye hazırlanıyordu. Bizim "tosun" onu ezerek tek mağûbiyetimizin intikâmını almış olacaktı. Maç başladı. Bizimki kendisinden çok emindi. Kısa zamanda netice elde edeceğini düşünüyor olmalıydı ki, dört bir taraftan saldırmaya başladı. 74 kiloluk rakibi ise , onun yıldırıcı baskısını hızlı ve ustalıklı hareketlerle savuşturuyordu. İnce bir stratejisi vardı. İlk iki devre boyunca mütemâdiyen kaçak güreşerek rakibini yordu. Ama bunu da çok ustalıkla yapıyor, hakemlerin kendisine pasif güreşmekten dolayı cezâ vermesine mâni oluyordu. Son devrede bizimkinin ayakta duracak hâli kalmamıştı. Rakibi istediğini elde etmiş, onu istediği kıvama getirmeye muvaffak olmuştu. Üstün tekniğini kullanarak bizim tosunu boş çuval gibi savurmaya başladı. Neticede maçı kazandı. Salon kendisini çılgın gibi alkışlıyordu. Evet , toplamda biz kazanmıştık kazanmasına . Ama taraftarların bunu görecek hâli kalmamıştı. Gecenin hakiki gâlibi onların tek bir güreşçisiydi. .

ABD-İsrâil ikilisi ile İran arasındaki savaşı tâkip ederken sık sık bu çocukluk hatıram aklıma geliyor. Soğuk Savaş bittikten sonra Afganistan, Irak, Somali, . Libya, , Sûriye ve son olarak Venezüela'da yaşananlar ABD'nin siciline dev başarılar olarak yazıldı.Kolay zâferlerdi bunlar. ABD bu "zaferlerle" büyük bir ego şişmesine uğradı. Artık gözü hiçbirşeyi görmüyordu. Bu esriklikle, kendi sıkletinin çok altında gördüğü İran'ı da ezip geçeceğini düşündü. Ama iki hafta sonunda bunun aslının olmadığını acı bir şekilde gördü. Hâl-i hazıra bakacak olursak ABD'nin Körfez'de büyük bir bataklığa battığını artık herkes görüyor. Her geçen gün saldırılarının şiddetini arttırması tam da bunu ıspatlıyor. Her marjinal şiddet artışı bir evvelki saldırının ne kadar nâfile olduğuna işâret ediyor. Bu tırman-malar ABD'nin bu savaşı kaybetmesinin ne kadar mukadder olduğunu ortaya koyuyor. Vietnam'da da aynısı olmuştu. Bu tırmanmanın ilânihaye devâm ettirilebilir mâhiyette olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Evet, bâzıları çok erken olduğunu düşünebilir ,ama ben ABD'nin daha şimdiden kaybettiğine hükmediyorum.

ABD Vietnam'da da kaybetti. Ama bu mağlubiyetini sistemik ekonomik gücünü devreye sokarak telâfi etmeyi bildi. Vietnam harp sâhasında kazandıklarını, en başta da onurunu ,hızla kapitalistleşerek ve Dolar sistemine entegre olarak ABD'ye iâde etti. Gidenlerden işittim. Vietnam mukavemetinin en büyük lideri, başkente ismini veren o kahraman adam, Ho Chi Minh'in bugün müze olan mütevâzi evinin tam karşısında dev bir McDonalds işletmesi açılmış. Ne trajikomik bir durum değil mi