Ehl-i Beyt ile ilişkilerimiz (5)

Hazret-i Ali hakkında aşırı muhabbete karşı aşırı adaveti meşrulaştıran bu denge, uzun yüzyıllardan sonra düşmanlıkları söndürmeye değer mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Hazret-i Ali'nin hem şahsî kemalı hem de Ehl-i Beyt'in manevi temsilciliği açısından değerlendirilmesi gerektiğini, ancak bu değerlendirmenin diğer halifeler hakkında düşmanlık üretmemesi gerektiğini savunuyor. Tarihsel olarak Emevîler ve Haricîlerin Ali hakkındaki aşırı eleştirilere karşılık Ehl-i Sünnet'in ricayı çoğaltması, bugün Şia-Sünni sorunlarının temelini oluşturuyor; peki bu döngüyü kırmak için modern Müslümanlar hangi tarafı tercih etmeli?

Ahmed Sabri Görmüş: "Ehl-i Beyti nasıl bilmeliyiz"

Hazret-i Ali'nin İki Mertebesi

Bediüzzaman, Hazret-i Ali'ye (ra) iki açıdan bakılmasını tavsiye ediyor:

1) Şahsî kemâlât ve mertebesi noktasından. Hazret-i Ebu Bekir'in, Hazret-i Ömer'in, Hazret-i Osman'ın ve diğer Ashab-ı Kiramın nasıl şahsî kemâlât ve mertebesi varsa, Hazret-i Ali'nin de şahsî kemâlât ve mertebesi vardır. Ancak biz elbette bu kemâlât'ın ne derece yüksek olduğunu veya diğerlerine göre durumunu bilemeyiz. Haddimiz değil!

2) Âl-i Beytin (ra) şahs-ı mânevîsini temsil ettiği noktasından.

Bu mesele Hazret-i Ali için ekstra bir azamet sağlıyor. ünkü Âl-i Beytin şahs-ı manevisi mertebesine ümmetten yükselebilen elbette yoktur. Bu mertebe Hazret-i Ali'ye has bir mertebedir. Bu noktada Hazret-i Ali (ra) nev-i şahsına münhasırdır. Nitekim, "Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsi ise Resul-i Ekrem'in (asm) bir nevi mahiyetini gösteriyor."1

Olsa olsa kendi soyundan, kardeşleri arasından onu geçebilecekler olabilir. ünkü neticede kan ve soy bağı vardır. Ama olmamıştır. Tarih buna şahittir.

Hz. Ali'nin Üstün Olduğu Nokta

Bu noktaların birincisinde başta Hazret-i Ali olmak üzere, bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir'i, Hazret-i Ömer'i ve Hazret-i Osman'ı takdim ediyorlar. Yani öne geçiriyorlar. Yani bu üç sahabenin "hizmet-i İslâmiyette ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler."2

İkinci nokta itibariyle ise, Bediüzzaman diyor ki: "Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (asm) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez.

İşte, Hazret-i Ali (ra) hakkında fevkalâde senâkârâne ehâdis-i Nebeviye bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Her nebinin nesli kendindendir. Benim neslim Ali'nin (ra) neslidir."3

Yani Hazret-i Ali'nin fevkalade üstünlüğünü işleyen hadis-i şerifler, bu noktaya bakıyorlar. Bu noktada Hazret-i Ali'yi geçebilecek kimse yoktur. ünkü Peygamber Efendimiz'in (asm) nesli kendi neslinde birleşiyor ve kendi nesli bir peygamber nesli olarak ahir zamana kadar devam ediyor.