Ehl-i Beyt ile ilişkilerimiz - 1

Ehl-i Beyt'in hilafete 'otomatik hak' olduğu savı tarihsel bir yanılsamaysa, bu iddiayı savunan devletler ve mezhepleri meşrulaştıran temel nedir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İslam tarihinde Ehl-i Beyt'in hilafetin mirası olması gerektiği görüşünün Kur'ân'da temeli olmadığını, ilk halifeler döneminde meşveret ve seçim sisteminin uygulandığını savunmaktadır. Bu iddiayı öne sürüyor çünkü Fatımîler, Muvahhidîn ve İran Şahlığı gibi Ehl-i Beyt'e dayalı devletlerin İslam aleminde pergel açmasına tanık olmuştur. Oysa Ehl-i Beyt'i siyasetle ilişkilendirmek, bu pak nesil için hep zararlı olmuştur—peki, bu itibar ve muhabbet, siyasetten tamamen ayrı tutulabilir mi?

Ahmed Sabri Görmüş: "Gündemde olan; ABD, İsrail'e İran'ın saldırısı üzerine olaylarla ilgili bir taraf evanjelist-siyonist diğer tarafta farklı mezhebe mensubiyeti açısından kamuoyunda farklı yorumlar yapılıyor. 'Zulme rıza zalimdir; taraftar olsa, zalim olur' düsturuna göre aklen-kalben oluşan meyiller açısından nasıl bir değerlendirme yapılabilir."

Ehl-i Beyt Kimdir

Ehl-i Beyt, "ev halkından" manasına gelir ve "Resul-i Ekrem Efendimiz'in (asm) ev halkını" ifade eder. Resulullah Efendimiz'in hane halkından olan kimselere Ehl-i Beyt denmiştir.

Ehl-i Beyt zamanla çoğaldı ve her tarafa dağıldı. Hazret-i Hasan Efendimizin soyundan gelenlere şerif; Hazret-i Hüseyin efendimizin soyundan gelenlere seyyit dendi.

Peygamber Efendimiz'in (asm) şerefli soyu bugün Irak, Kûfe, Bağdat, İran, Kum Şehri, Meşhed, Hicaz, Yemen, Mısır, Türkiye ve Kuzey Afrika gibi bir çok bölgeye dağılmış vaziyettedir Hatta bu gün dünyanın her bölgesinde Ehl-i Beyt bulmak mümkündür.

Kur'ân, "De ki: Vazifem karşılığında sizden akrabalık sevgisinden başka (Ehl-i Beytime sevgi) bir ücret istemiyorum."1 âyetiyle Ehl-i Beyti sevmemizi emrediyor. Ancak bugün nesiller öylesine karışmıştır ki, Ehl-i Beytten olan birçok kimse kendisini bile tanıyamaz durumdadır. Osmanlı döneminde bunun için hususî kayıtlar tutulmuştur. Ancak yine de nesillerin karışmasını önlemek için çok titiz kayıtlara ihtiyaç vardır.

Ehl-i Beytin Halifeliği

İslâm tarihinde bu meselede yer yer siyasetle karıştırılıp mübalağa edilmiş, yer yer de önemsizleştirilmiştir. Aslında bu meseleyi kendi içinde incelemek gerekir ve Ehl-i Beytten olduğunu bildiğimiz birisi varsa ihtiramı elden bırakmamak gerekir.

Asırlar boyunca, Hilafetin bu pak neslin hakkı olduğu yargısı birçok Müslüman'ı gereksiz yere ilgilendirmiştir. Oysa bu görevlendirme tarzının, insanlık tarihi boyunca, babadan sonra aynı soydan devam edegelen kağanlık/hakanlık/ hanlık / kayserlik/ firavunluk/ krallık/ imparatorluk/ şahlık/ padişahlık/ sultanlık/ sistemlerinin verdiği bir yanılsama olduğunda şüphe yoktur. ünkü Kur'ân'da bu pak nesle başkanlık sistemi ile ilgili otomatik bir görev verilmez.

Kur'ân'ın başkanı meşveret usulüyle2, halkın oy birliği ile seçtiği kimsedir. Yani günümüzde yer yer uygulama alanı bulan demokratik sistemle seçilendir. Tepeden inen veya soyu peygambere dayanan, ya da soyu bir başkana dayanan kimse değildir. ünkü bu konuda ilgili ayetler çok amir hüküm ihtiva eder.