Bediüzzaman Said Nursî, şahıs hâkimiyetini esas alan siyasetin bir istibdat şekli olduğunu açıkça ders verir ve buna kesin bir şekilde karşı çıkar. Şahıs merkezli bir idare anlayışını kabul etmez.
Bu hususta Şualar'da yer alan şu ifadeleri son derece dikkat çekicidir: "Bütün mekteplerde ve dairelerde ve halkta, o ölmüş dehşetli adamın muhabbeti telkin ediliyor. Bu hal ise, âlem-i İslâm'a ve istikbale pek elîm ve acı bir tesiri olacaktı. Şimdi, ihtiyârımızın haricinde onun mahiyeti ne olduğunu, en başta ve en ziyade alâkadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine kat'î hüccetler gösteren ve ispat eden Risale-i Nur geçmesi, kemal-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hâdisedir ki; bizler gibi binler adam hapse girse, hatta idam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur. Hiç olmazsa küfr-ü mutlaktan ve irtidaddan en mütemerridleri bir derece kurtarır, meşkûk bir küfre çıkarır, mağrurâne ve cür'etkârâne tecavüzlerini ta'dil eder. Mahkemede son söz olarak yüzlerine söylediğim bu cümle, 'Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikate, başımız dahi feda olsun' ile, bizim nihayete kadar sebat edeceğimizi dava etmişiz..." (Şualar, s. 534).
Bu ifadeler, şahısların kutsandığı bir siyasî anlayışın ve buna dayalı parti ve sistemlerin, topluma huzur ve saadet, adalet ve hakkaniyet getiremeyeceğini açıkça göstermektedir. Bu noktada mesele, basit bir parti veya iktidar-muhalefet tercihi meselesi değil; hak ile batılın, istikamet ile dalâletin mücadelesidir. Bir bakıma bu, Mehdî ve Süfyan cereyanları arasındaki mücadelenin günümüze yansıyan bir tezahürüdür. Bunun dışındaki tartışmalar ise çoğu zaman teferruatta boğulmak ve siyasete âlet olmaktan öteye geçememektedir.
Cumhuriyet'ten günümüze uzanan yaklaşık yüz yıllık tecrübe, bu hakikatleri açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu millet; CHP'nin tek parti istibdadını, Demokrat Parti'nin hürriyetçi ve demokrat idare anlayışını, 1960, 1971 ve 1980 darbelerini, 28 Şubat 1997 postmodern darbesini ve siyasetin çeşitli mühendislik faaliyetleriyle dizayn edilmeye çalışıldığı dönemleri yaşamıştır. Irkçı ve ulusçu siyaseti, dini siyasete âlet ederek iktidar olan anlayışları da görmüş ve tecrübe etmiştir. Bütün bu süreçler içerisinde, milletin nisbeten huzur ve rahat bulduğu dönemlerin; Demokrat Parti ve devamında Adalet Partisi gibi hürriyetçi-demokrat çizgideki idareler zamanında olduğu açıkça görülmüştür.

8