Yüksek insülin alzheimer riskini artırıyor

Yüksek insülin sadece kan şekeri değil, kalp, beyin, kanser ve karaciğer riskini de artırıyor—peki doğru beslenme gerçekten bütün bu sorunları çözebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, yüksek kan şekeri kadar yüksek insülin düzeyinin göz ardı edilen bir sağlık tehdidi olduğunu ve birçok hastalığa yol açtığını ileri sürmektedir. Bu iddiayı hastalarından edindiği klinik deneyimlerle desteklemekte ve metabolik parametrelerin bütünsel değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Erken dönem prediyabet ve tip 2 diyabette beslenme düzenlemesi ile hastalığın geri çekilebileceğini söylemişse de, tek bir beslenme yaklaşımının tüm bireyler için geçerli olup olmadığı sorusu hâlâ açık değil midir?

Kan şekerinin yanı sıra yüksek insülin düzeyi de sağlık açısından büyük riskler taşıyor. Fazla kilo, prediyabet ve insülin direnci zamanında fark edilmezse diyabetten karaciğer yağlanmasına kadar birçok sorun gelişebiliyor. Doğru beslenme, düzenli öğün planı ve kilo kontrolüyle bu tablo büyük ölçüde düzeltilebilir

Hastalarımdan edindiğim tecrübeyle daha çok "sınırda yüksek" olan kan şekeri değil aşırı yüksek salgılanan ve kanda yüksek olan insülinin düzeyinin genel sağlığa zarar verdiğini söyleyebilirim. Çoğu obez kişinin, prediyabeti bozulmuş glikoz toleransı veya insülin direnci mevcuttur. Genelde normal değerler olan 70-105 mg/dl olan kan şekerleri 105 civarlarındadır. İnsülin düzeyinin ise 2 ile 25 gibi geniş aralık değerlendirilse de asıl 15'in altında olmasını isteriz. Ve çoğu obezde bu değer 15'in üzerindedir.
İnsülin direnci kesişim noktasının 2.5 altında olması gerekirken çoğu preobez ve prediyabette bu değer 2.5'in üzerinde olup son 3 aylık kan şekeri seyrini belirten HbA1c ise 5.7,5.8 olması gerekirken 5.9 ve üzerindedir. İşte asıl problem anlık tek başına bakılan kan şekeri ve insülin düzeyi değil tüm parametrelerin doğru değerlendirilip bireyin beslenme planını hazırlayarak bu metabolik sorundan uzaklaştırmak gerekir. İnsülin eğer kanda hep yüksek seyrederse bakın ne gibi olumsuz sonuçlar bedenimizde yaratır gelin hep birlikte üzerinden geçelim.
Kanda insülin düzeyi normalin üzerinde olursa; yağ dokusunda proinflamatuvar adipokininler sentezlenmesi artar ve lipotoksisite yani yeni yağ hücreleri oluşturarak obezitenin şiddeti artar. Kısa sürede hızlı bel ve karın iç yağlanması oluşur.

Kanda insülin artışına bağlı lipotoksisite bir preobez veya obez bireyin diyabet riskini de arttırır. Kilo alımı diyabet için önemli bir faktördür. Yağ dokusu özellikle bel bölgesinde belirginleştikçe Tip 2 diyabet gelişimi daha da risklidir.
İnsülin yüksekliği sadece pankreası etkilemez kalpte kardiyomiyopatiyi ve aterosklerozun oluşmasını sağlar. Yüksek insülin seviyesinin Alzheimer hastalığı için önemli bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir. Ve kandaki artmış insülin, meme, uterus, serviks, kolon, özefagus, pankreas, böbrek ve prostat kanseri ile de ilişkilidir.
İnsülin arttıkça PKOS hastalarında androjen üretimi artar, hızlı kilo alma veya kilo kaybında direnç meydana gelir. Yüzde kıllanma, sivilce gibi hormonsal bozuklukları PKOS'da tetikler.
İnsülin yüksekliği karaciğeri yağlandırır, karaciğerde trigliserit üretimini arttırır.


12 SAAT AÇLIĞI KORUMAK ÇOK ÖNEMLİ

İnsülin direnci olanlar ve prediyabetliler kahvaltı öğününü atlamamalıdırlar. Tabi ki; sağlıklı bireylerde. Prediyabette karaciğerde insülin direnci olduğundan, karaciğer özellikle gece fazla şeker üretir. Sabah kahvaltı ile birlikte pankreas insülin salgılayınca karaciğer de şeker üretimini durdurur. Yani açken hafif yüksek olan şeker, bir şeyler yiyince normale döner. İnsülin direnci olanlar gece sağlıklı bir ara öğün yapmalıdır. Elbette sağlıklı bireylerde. Sadece dikkat edilmesi gereken gece 10 ile 12 saat açlığını korumak çok önemli. Karaciğer insülin direncini, yağ birikimini mümkün olduğu kadar azaltmak için gece yatmadan en az 2 saat önce sağlıklı bir ara öğün karaciğerde şeker üretimini azaltır. Ceviz, badem, yer fıstığı, süt, kefir, ayran, yoğurt, glisemik indeksi düşük meyveler olan ayva, elma, yaban mersini, kabak çekirdeği içi, ay çekirdeği içi ideal ara öğünlerdir.

Erken dönem tanı almış tip 2 diyabetliler için beslenme mucize etkilidir. Kompleks karbonhidrat, iyi protein ve sağlıklı yağları öğün düzeninde yemek tip 2 diyabeti geri çevirir. Kötü beslenen, kilo fazlalığı olan Tip2 diyabet hastaları erken tanı aldıkları dönemde eğer iyi beslenmeye geçerse ve 10-15 kg kadar yağdan zayıflarsa Tip2 diyabetten kurtulabilir. Hatta bu kilo kaybını, doğru ve sağlıklı beslenmeyi en az 6 ay devam ettirirse kilosunu korursa bu düzelme 6 ay kalıcıdır. 1 yıl süre sonunda iyi beslenme, iyi aktivite ve verilen kilosunu korursa Tip2 diyabet rafa kalkar. Çünkü pankreas yeniden insülin üretmeye başlar.
Prediyabet veya erken dönem Tip2 diyabette karbonhidrat tüketim miktarı diyabetin önlenmesi veya Tip2 diyabetten kurtulmada oldukça önemli olabilir. Toplam karbonhidrat alımını azaltmak iyi bir stratejidir. Ancak karbonhidrat alımını azaltırken besinsel değeri yüksek rafinasyona uğramamış tam tahılların tüketimine yönelmek, baklagil, sebze tüketimini önemsemek gerekmektedir.


İŞİN SIRRI AZ AMA ÖZ BESLENMEKTE

Evet az yiyin "terminolojisini" hepiniz her an duyarsınız. Ama ne yiyin ve ne kadar yiyin, kısmını bir türlü anlamakta zorlanmışsınızdır. Az yeme aslında kalori kısıtlaması anlamına gelen genel geçer ama önemli bir konudur. Zayıflamak istiyorum diyorsunuz size az ye deniyor. Ama nasıl Aslında hepsinin altında yatan en önemli dürtü burada az ve sonuçta; ben doymam.
Az yemek aslında vücudun biyolojik ihtiyaçlarına uygun miktarda besin girdisini bedene sağlamak demektir. Az yemek aslında tüm hücrelerin, dokuların, organların, ihtiyacı olan besin öğelerini günlük karşılamak anlamına gelir. Çeşitli ve besleyici değeri yüksek olan doğal besinlerle öğünlerinizi planlamak demektir az yeme.

Nature Aging dergisinde 2023 yılında yayınlanan "Effect of long-term caloric restriction on DNA methylation measures of biological aging in healthy adults from the calerie trial" adlı araştırma kalori kısıtlamasının yani az yeme'nin zayıflama dışında aslında biyolojik yaşlanmayı yavaşlatmanın temel ihtiyacı olduğunu bize açıklamıştı. Bu açıklama 2 yıl boyunca günlük kalori ihtiyacının en az yüzde 25 kadar enerji alımını sağlayan dengeli, antioksidanlardan ve tüm besin bileşenlerinden zengin besinler ile beslenmenin biyolojik yaşlanmayı belirtileri gösteren metabolik parametrelerde yavaşlattığını gösterdi. Bu araştırma bize şunu açıklıyor. Kalori mükemmel önemli bir parametredir sağlıklı yaşamda. Yüksek kalorili beslenme yaşlanmayı hızlandırabilir. Kalori ötesinde besinlerde doğal olan karbonhidratların çeşitleri, proteinler, sağlıklı yağlar, vitamin, mineral, diyet lifleri, antioksidanlar gibi yüzlerce biyoaktif bileşenler kaloriden bağımsız yaşlanma üzerinde olumlu etkilere sahip olduğunu da gösteriyor.