Yazar, mezarlıkları ziyaret etmenin insana ölüm, hayat ve anlamlandırma hakkında öğretici mesajlar sunduğunu savunmaktadır. Bu düşünceyi, hem kültürel mirasımızda hem de Batı kültüründe yer alan mezar yazılarından örneklerle desteklemektedir. Ancak bu derin dersleri çoğu zaman yazılı sözlerde değil de yazısız mezarların ve boşluğun uyandırdığı tefekkürde bulduğuna göre, gerçek bilgelik metnin kendisinde mi yoksa okuyucunun zihninde mi oluşuyor?
Muhterem okuyucuların huzûruna, mâlum 'mevsim rahatsızlıkları'nın etkisiyle bir haftadır çıkamadım. Bu müşkül, inşallah bertaraf olmuş bulunuyor.
Bilmiyorum, hiç mezarlıkları ziyaret eder misiniz Hele de bu mezar taşlarından ziyaretçilere verilen mesajlarda karşınıza öylesine bir derin tefekkür örnekleri çıkar ki, insan, o mezar taşlarından yansıyan cümlelerden çok şeyler öğrenebilir.
Hattâ, hiç bir şey yazılmamış mezar taşlarında bile, ziyaretçilere öyle derin mesajlar vardır ki, cildler dolusu kitaplar okunduğunda bile elde edilemeyecek dersler verebilir. Sadece bizim kültürümüzde değil, hemen bütün kültürlerde de bu konuda ilginç örnekler vardır. Almanya'da bir mezarlığı gezerken, 24 yaşlarında ve küçük yavrusuyla vefat etmiş bir annenin mezar taşına yazılan, 'Ey ölüm, sen ne zaman öleceksin' yazısı, hele de ziyaret edilen o mekânda insana, dünyaya bakışında bambaşka ufuklar hediye edebilir.
Ya da,
'Ben de bir zamanlar Süleyman idim / Âteşe -rüzgâra hükümran idim / Sanmayın Sultan Süleyman idim... /Galada körükçü Süleyman idim.'

4