Fıkra gibi tartışma

Malumunuz, Aristo'nun retorik (ikna sanatı) kuramı ethos, pathos ve logos üçlemesine dayanır.
Almanların pathos yoksunu olduğu söylenir; pathos yani duygu.
Bu meyanda, İran'da ilk mektep kız çocuklarını bombalarla paramparça eden ABD Başkanı Trump'ın Alman kökenli olması tesadüf olmasa gerektir.
Dedesi (Friedrich Trump) itibarıyla Bavyeralı ya, bilumum avarel halleri de galiba buradan geliyor.
Prusyalılar tevekkeli "Bavyeralı saatler farklı işler" dememişlerdir.
Gelgelelim...
Trump sadece pathos da değil, ethos ve logos bakımından da özürlüdür.

***

Pathos yoksunluğuna en iyi örnek, yalan söylemeyi her halükârda ahlaksızlık addeden Alman filozof Kant'tır.
Hatta liberal düşüncenin öncü yazarlarından Benjamin Constant ona şu örnekle karşı çıkar: "Kapına bir katil gelse ve evinde sakladığın arkadaşını sorsa, ona yalan söylemen ahlaki bir görevin değil midir"
Kant "Hayır!" diyerek kestirip atar.
Felsefe âlemi Kant'ın bu "esnemez" tutumunu test etmek için mezkûr örneği güncelleyerek, "Kapıyı çalan Gestapo ve içerideki de bir Yahudi ise Kant hâlâ doğruyu mu söylerdi" şekline sokarak tartışır. Kant'a göre cevabın değişmeyeceğinde karar kılınır.
Buyurun size daha güncel ve daha yakıcı bir misal:
Epstein çetesinden kaçıp evinizde saklanan çocukları korumak için yalan söylemeyi mi tercih edersiniz yoksa Kant'ın kuralına uyup "İçeride saklanıyorlar" diyerek yalan söylememeyi mi

***

Logos yani mantık yoksunluğu deyince de aklıma "bizimkiler" gelir. En son arzı endam eden mezhep tartışmaları bu özelliklerini ziyadesiyle ortaya koymuştur.