Zelig sendromu: Kimliksizliğin kalabalığı

Toplum bizi Zelig'e çeviriyor: sürüye uyum sağlayan bukalemunlar mı olmak, yoksa yalnız fener olmak mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, insanların kendi fikirlerinin mimarı olmaktan ziyade sosyal uyum için fikirlerini değiştiren 'Zeligler' olduğunu iddia ediyor. Bu tutumu sosyal psikoloji deneyleriyle destekliyor ve hakikati konfor üstüne koyan az sayıda 'heretik'in tarihi şekillendirdiğini savunuyor. Peki, tutarlılık ve vicdan gerçekten toplumun ilerleme motoru olabilir mi, yoksa düzeni sağlayan uyumculular mı gerekli?

Woody Allen'ın 1983 yapımı kült filmi "Zelig", sinema tarihinin en ilginç karakterlerinden birini tanıştırır bize: Leonard Zelig.

Zelig, kendi şahsiyeti olmayan, kimin yanındaysa onun kimliğine bürünen, "bukalemun" gibi bir adamdır. Doktorlarla konuşurken doktora, sporcuların yanında sporcuya, askerler arasındayken askere dönüşür. Hem de fiziksel olarak! Yanındaki kişi hahamsa bir anda haham sakalı çıkar yüzünde, bir siyahiyle konuştuğunda ten rengi koyulaşır, Çinliler arasında çekik gözlü olur.

Zelig'in tek bir amacı vardır: Onaylanmak, sevilmek ve dışlanmamak.

Aslında Zelig, insanların çoğunluğunun karikatürize edilmiş bir yansımasıdır.

TOPLUMSAL BİR BUKALEMUN OLARAK İNSAN

Pek çok insan, zannettiğinin aksine, kendi fikirlerinin mimarı ve sahibi değildir.

Bizler büyük ölçüde doğduğumuz çevrenin ve sonradan dahil olduğumuz dini yahut seküler toplulukların ürünleriyiz.

Sosyal Psikoloji, insanların hayatta kalma stratejisi olarak "uyumlanma" (conformity) mekanizmasını kullandığını söyler.

Solomon Asch'in çizgi deneyi, Muzaffer Şerif'in otokinetik etki deneyi, Stanley Milgram'ın itaat deneyi ve (metodolojisi tartışmalı olmakla birlikte) Philip Zimbardo'nun Stanford hapishane deneyi gibi pek çok bilimsel çalışmanın gösterdiği üzere insan, gözüyle gördüğü gerçeği bile sırf "sürüden" ayrı düşmemek için inkâr edebilir.

Neden mi Çünkü onaylanmak bir hayatta kalma güdüsüdür.

İtibar görmek, bir grubun parçası hissetmek, beynimizdeki ödül mekanizmalarını tetikler.

Bu yüzden çoğu insan, en hayati konularda bile kendine ait bir fikir geliştirmez; içinde bulunduğu "mahallede" makbul olan kanaatleri kendi fikriymiş gibi tekrarlar.

EN RADİKAL SAVUNUCU, EN HIZLI DÖNEN KİŞİ OLABİLİR

En keskin ideallerin en ateşli savunucusu gibi görünenlerin, rüzgar döndüğünde çok kolay bir şekilde saf değiştirivermelerinin aslında şaşırılacak bir tarafı yoktur. Çünkü savundukları şey bir fikir değil, bir "sosyal kimlik"tir.

Bilişsel bilim perspektifinden bakarsak, bu insanlar "bilişsel tembellik" içindedirler. Kendi fikirlerini inşa etmenin ağır yükü altına girmek yerine, grubun hazır şablonlarını benimserler. Tutarlı bir dünya görüşüne sahip olmaktan ziyade, grubun o sırada alkışını alacak söylemi tekrarlamaya odaklanırlar. Sürü nereye giderse, meşruiyet ve fikir de oraya taşınır.

TUTARLILIĞIN AĞIR BEDELİ: HERETİKLER

Peki, herkes Zelig gibi mi

Neyse ki hayır.

Toplumda kabul görmek için sürekli fikir değiştiren, basmakalıp olanı yüceltip uyum gösterdikleri için alkışlanan kimseler, ne kadar popüler olurlarsa olsunlar, özgün ve sistematik bir düşünce üretemezler.