Cündioğlu, Bilici ve Nişanyan'ı buluşturan Nihilizm: Hakikat mi, teslimiyet mi

Trump'ın uluslararası hukuku çiğneyerek egemen bir devletin liderini derdest ettirmesi, sadece jeopolitik bir sarsıntı yaratmadı; yaygın bir zihin kalıbını daha görünür kıldı.

Karşımızda "hakikati kabullenme" maskesi altında zorbalığa secde eden, hukukun cenaze namazını garip bir heyecan ve sevinçle kıldırmaya soyunan bir aydın profili bulduk.

Önce Dücane Cündioğlu "Uluslararası Hukuk Masalı" başlıklı bir video yayınladı. Hemen ertesi gün Mücahit Bilici Serbestiyet'te "Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor" başlıklı bir makale kaleme aldı. Sevan Nişanyan, Bilici'nin yazısını X'te, "Son günlerde dünyanın haline ve istikbaline dair okuduğun en gerçekçi -- en olgun -- yazı." notuyla paylaştı.

Bu üç ismi buluşturan, paylaştıkları teleolojik varlık tasavvuru.

GÜCÜN KARŞISINDA ENTELEKTÜEL TESLİMİYET

Cündioğlu, videosunda hukuku bir "masal" , diplomasiyi "desisekârlık" olarak nitelendirirken "hakikat" dediği zorbalığı tartışılmaz bir tabu katına taşıyor.

Bilici ise yasasızlığı, mermilerin konuştuğu bir dünyayı ve "yeniden vahşileşmeyi" sanki bir şifaymış gibi romantik bir dille müjdeliyor.

Cündioğlu'nun "hakikat zorlayıcıdır" bilmişlikleri ile Mücahit Bilici'nin "yasa çağı bitti" kehanetleri, özünde aynı karanlık pınardan besleniyor: Güç ve güçlü karşısında duyulan kölece hayranlık.

TELEOLOJİK KÖRLÜK: "ZATEN BÖYLE OLACAKTI"

Olan biten her şeyi kaçınılmaz bir kader gibi gören teleolojik zihniyet, kötülüğe metafizik bir kılıf dikiyor. Cündioğlu, "el-hükmü li-men galebe" (hüküm galip olanındır) sözünü tarihin değişmez, sorgulanamaz yasası ilan ediyor. Yaşanan dayatmayı, "karşısında konuşulamaz bir gerçek" diye meşrulaştırıyor. Trump'ın kural tanımazlığını, patavatsızlığını, kabalığını bir "tüccar dürüstlüğü" olarak alkışlıyor.

Bilici'ye göreyse uluslararası sistemin çöküşü, kaçınılmaz bir "yeni hayatın" doğum sancısı! Yasanın yırtılması ve şahısların (tiranların) geri dönüşü, "hayatın tekrar başlaması"!

İkisinin sözlerinde de, hukukun denetleyemediği kaba güce karşı besledikleri hayranlık seziliyor.

Acı kuvvetlerini merhametsizce tatbik eden zorbaları "hakikatin temsilcisi" olarak tebcil ediyorlar.

Yaşanan kötülükleri "tarihin akışı" diyerek meşrulaştırıyorlar.

Ahlaki itirazları sadece "sızlanma" veya "naiflik" parantezine alarak değersizleştiriyorlar.

Siyasal zorbalığı, doğal bir afet gibi sunarak insan iradesini sıfırlıyorlar.

Zorbalık düzenini, "yasa istibdadından kurtuluş" olarak sunmak, celladın kırbacını özgürlük bayrağı sanmaktan başka bir şey değil!

OLANI, OLMASI GEREKEN SANMA YANILGISI

Her iki düşünürün en temel mantık hatası, betimsel (descriptive) olanla normatif (prescriptive) olanı birbirine karıştırmaları. Cündioğlu, bir aslanın ceylanı parçalamasını