Adaletin pusulası duygu mu ilke mi

Adaletsizliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz.

Yoksulluktan yatağa aç gönderilen çocuklar, çok düşük ücretlerle çalışmaya mahkum gençler, şiddet mağduru kadınlar, evleri bombalanıp çadırlarda yaşamaya mahkum edilen siviller…

Toplumsal dayanışmanın iyice aşındığı, sosyal sözleşmelerin altının oyulduğu bir çağdayız.

İnsanları bir arada tutan içtimai bağlar hızla zayıflıyor.

Bu iklimde bir sığınak arayanlar, empati duygusuna müracaat ediyorlar.

Tamamen kendilerine odaklanarak başka insanların uğradığı haksızlıklara, çektiği acılara, maruz kaldığı zulümlere karşı duyarsızlaşan insanlara "kendini onun yerine koy" diyorlar.

Fakat doğrusu bu pek de bir işe yaramıyor!

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ EMPATİ TUZAĞI

Mesela kadınlara laf atan, onlar hakkında çirkin sözler söyleyen erkeklere, "aynısı senin yakınlarına yapılsaydı ne hissederdin" diyorlar.

Bu, ahlakı ilkesel bir zeminden koparıp kişisel bir mülkiyet ilişkisine indirgeyen bir argüman.

Yaptıklarının ahlaken yanlış olduğunu fark edemeyenler, bu tür kişiselleştirilmiş empati çağrıları ile tedavi edilemezler!

İlk bakışta kusursuz bir ahlaki pusula gibi görünen empati çağrısı, aslında içinde tehlikeli bir paradoksu barındırıyor.

Biraz açalım.

EMPATİNİN SINIRLARI VE PSİKOLOJİK DARALMA

Kanadalı psikolog Paul Bloom, Against Empathy (Empatiye Karşı) adlı kitabında başkasının bakış açısını anlama çabasını (bilişsel empati), duygusal empatiden ayırır.

Bloom, duygusal empatinin odağına aldığı kişiyi aydınlatırken, geri kalan herkesi karanlıkta bırakan bir projektör gibi çalıştığını savunur.

Dikkatimizi belli bir mağdura veya tekil bir dramatik hadiseye odaklamak, somut bireysel acılara karşı belli bir hassasiyet üretir ama çok daha fazla sayıda insanı etkileyen yapısal sorunları görüp ele almamızı engelleyebilir.

Duygusal bir özdeşleşme kurduğumuzda, adalet duygumuz nesnelliğini yitirip kişiselleşir. Oysa bir insanın temel haklarından mahrum bırakılmasının yanlışlığı, bizim onun ne hissettiğini anlamamızdan bağımsız bir hakikattir, bir etik aksiyomdur.

Adaletsizliğe karşı çıkmak için duygusal bir bağa ihtiyaç duymak, aslında ahlaki bir zayıflıktır.

Çünkü bu mantık, "kendimize yakın hissetmediğimiz" veya "anlamakta zorlandığımız" grupların uğradığı haksızlıklara karşı bizi körleştirir.

SOSYOLOJİK KÖRLÜK: BİREYSEL DUYGUDAN YAPISAL ADALETE

Empati çağrısı çoğu zaman yapısal/sosyolojik sorunları bireysel/psikolojik sorunlar gibi görmenin bir neticesidir.

İşçilerin ağır çalışma şartlarını veya bir azınlığın uğradığı ayrımcılığı sadece empati üzerinden tartışmak, meseleyi bir duygusal bağ kurma problemine indirger.

Oysa burada ihtiyaç duyulan duygusal bağ