"Önce selam, sonrakelamSultan'ım..."

Süleyman Çelebi, yeğeni Doğan'a öğretirken aslında dünyayı değiştirecek binlerce yiğide ihtiyaç olduğunu fısıldıyor—ama bu söz gerçekten eğitim hakkında mı, yoksa silah altına çağrı mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, ilmin her zaman ve yerde öğretilebileceğini savunarak, bir amcanın yeğenine verdiği nasihatler aracılığıyla derinlemesine bir metin kurguluyor. Yazarın temel iddiası, bilginin sadece okul sıralarında değil, yaşamın her anında kazanılabileceğidir; bunu eski Türkçe kelime kökenlerine geri giderek ve kuşaklar arası iletişimin önemine vurgulayarak öne sürmektedir. Ancak metnin sonundaki 'binlerce yiğit gerek' cümlelerinin tekrarlanması ve 'devamı yarın' notu, yazarın nihai mesajının eğitimin ötesinde bir toplumsal dönüşüm ya da direniş çağrısı içerip içermediğini belirsiz bırakmıyor mu?

İlmin yeri, vakti, hocası yoktur Doğan'ım; her durum ve şartta öğrenme, öğretme olur.

Süleyman Çelebi, cümlesini tamamlarken, uzaklara baktı, daldı. Başka bir âlemdeymiş gibiydi;

- Yetişmen gerek yiğidim. Hem de en mükemmel şekilde. Sü uyur düşman uyumaz.

- Akan su da durgun su da uymaz muhterem amcam!

- "Sü uyur, düşman uyumaz" demek yanlış anlaşılmalara yol açar. Su demedim. "Sü uyur, düşman uyumaz" dedim Doğan'ım. Yani er, asker uyur, fakat düşman zayıf anı yakalamak için fırsat kollar. Malumunuz lisanımızda 'sü' Orhun Kitâbeleri başta olmak üzere eski Türkçe metinlerde 'ordu, silahlı güç, asker' demek. İşte bu ecdat sözünün mânâsı da "Er, yani asker uyur, düşman uyumaz!" şeklinde anlaşılmalıdır.

- Şimdi daha iyi anladım.

- İlmin yeri, vakti, hocası yoktur Doğan'ım; her durum ve şartta öğrenme, öğretme olur. Bazılarının farkında oluruz, bazılarını ise hiç hissetmeyiz.

- !!!

Mütevâzı hanelerinin tam karşısına gelince Süleyman Efendi durdu. Elini başına götürdü. Doğan'a daha diyeceği çok şeyler vardı. Yutkundu. Söylemekten vazgeçti. Yola doğru hamle yaptı.

Pencereden gönlünün sultanı, evinin direği, efendisi Süleyman Çelebi ve biricik Doğan'ının geldiğini gören Matlube Hanım, koştu. Her zamanki tebessümüyle kapıyı açtı.

- Buyurun... buyurun efendiler!

- Önce selam, sonra kelam Sultan'ım. Selamün aleyküm.

- Ve aleykümselam. Hatalarımı yüzüme vurmasan olmaz Çelebi'm.

- Bu hususta kusuruma bakma evimin sultanı. Demesem vebalde kalırım.

Matlube Hanım gülerek Doğan Bey'in elinden tuttu. İçeri çekerken de;

- Yavrum, üzerine alma da bütün erkekler böyledir.

- Bütün erkekler mi anacığım

- Evet.

- Yanlış duymadım değil mi

- Hayır!.. Hayır hepsi de biraz sertçe oluyor.