İsmi 'aşk' olan derdini seviyor, hep onu düşünüyordu...
Lüks yaşamın ortasında bunalıma düşen bir kadın, geçmiş hatıraları ve aşkın acısıyla yüzleşirken, maddi başarı gerçek mutluluğu satın alabilir mi?
Yazı, zenginlik ve konfor içinde yaşayan ancak içsel bir boşlukla mücadele eden bir kadının hikayesini anlatarak, maddi başarının manevi doyumu sağlayamayacağını ileri sürer. Yazar bunu göstermek için kadının dikkatini çekemeyen doğa güzelliklerini ve unutulan dostlarını örnekler olarak kullanırken, aşk ve kayıp temalarını işler. Ama gerçekten de lüks ve konfor insanı mutsuz edebilir, yoksa bu yazıda diğer psikolojik faktörler mü göz ardı ediliyor?
Yaşadığı yer gençlerin, hatta birçok kişinin gıpta ettiği yerlerden biriydi. O ise başka bir derde müptela olmuş, fena yakalanmıştı.
O BİR AKINCI OĞLU
Gözleri uzaklara dalmıştı, kim bilir neler düşünüyordu. Oturduğu minderin üstündeki hâli, sanki hayallerine gömülmüş hissini veriyordu. Etrafında neşe içinde gülüp koşan çocuklar, o ağaçtan bu ağaca sıçrayan sincaplar, her tarafta durmadan öten kuşlar, onun dikkatini çekmiyordu.
Eskiden böyle değildi. Gördüğü her şey onu heyecanlandırır, fırsat bulursa hemen sevdikleriyle paylaşırdı onları. Hatta onun bu yönünü bilen dostları "Gülşah Hanım, sen âşık olmuşsun..." derlerdi. O da gülüp geçerdi.
Şimdi ise sayısını hatırlamayacak kadar hedefleri ve dostları vardı. Ama nedendir bilinmez, her şeyi bırakıp, sanki bu ağacın altındaki evinde yaşamak istediği bir şeyler vardı. Kim bilir, belki de buradan o geçmişti
Yaşadığı yer gençlerin, hatta birçok kişinin gıpta ettiği yerlerden biriydi. O ise başka bir derde müptela olmuş, fena yakalanmıştı. İsmi aşk olan derdini seviyor, hep onu düşünüyordu. Çünkü ona erişmek kolay olmayabilirdi.
Heva ve hevesten kaçmak isterim,
Şu fâni dünyadan geçmek isterim,
İyiyi kötüden seçmek isterim,
Beni benden alır, divane nefsim!
İşimi düzene koysam diyorum,
Hayrımı, şerrimi, bilsem diyorum,
Aklımı başıma alsam diyorum,
Beni bana satar, bu şaşkın nefsim!
Hoca der ki ölenlere bakayım,
Gelenden, gidenden ibret alayım,
Yolcuya düşeni, derim yapayım,
Beni bana koymaz, o kâfir nefsim!
***
Doğan Bey, babasını, annesini hiç görmemişti. Anlatılanlara göre dünyalar güzeli anacığı doğumda hayata gözlerini kapamış. Çelebi babacığı da Urum eline salla ilk çıkan kafilenin en iyi cengâverlerindenmiş. Gözü kara, attığını vuran yiğit bir delikanlıyken, bu mühim seferde kahpece tuzağa düşürülmüş, çarpışa çarpışa şehid olmuş.

5