Endülüs Emiri Abdurrahman'ın macerası! Doğu'da sönüp Batı'da doğan güneş

Emir Abdurrahman, Şam'da katliamdan kurtulup, film gibi bir serüvenle Endülüs'e ulaşmış, büyük bir medeniyetin temelini atmıştı.

Kurtuba'da ilk cuma hutbesinde minbere çıkan hatip, Emir Abdurrahman'ı anarken şöyle diyordu: "Şarkın sönmüş güneşi, garpta yeniden doğmuştur!"

Türk ve İslam tarihinde öyle hadiseler cereyan etmiş ve öyle şahsiyetler yaşamıştır ki, hepsi parlak birer roman ve film mevzuudur. Gelin görün ki çokları bunlardan haberdar bile değildir. Endülüs Emevî Devleti'nin kurucusu Emir Abdurrahman ve onun Şam'dan Endülüs'e uzanan destansı yolculuğu bunlara bir misaldir.

Bunun nefes kesici hayatına dair, Amerikalı yazar Anthony fon Eisen, 1964'te Le Prince d'Omeyya adında bir roman neşretmiş; Cellat Satırından Endülüs Tacına ismiyle Türkçe'ye de tercüme olunmuştur.

750 senesi, Emevî hanedanı için karanlık bir devrin başlangıcıydı. Abbasîler, ihtilalle iktidarı ele geçirmiş; sarayları ateşe verip hanedan mensuplarını teker teker ortadan kaldırıyordu. Kan ve hikmetle yazılan bu hikâyenin içinde henüz 19 yaşındaki bir genç, Emir Abdurrahman, ölümün gölgesinden sıyrılarak tarihe adını altın harflerle yazdıracak bir yolculuğa çıkıyordu.

Tehlikeli firar

Emir Abdurrahman bin Muaviye, Halife Hişâm'ın torunudur. Babasını erken kaybettiği için dedesinin himayesinde yetişti. Amcalarının ve kardeşlerinin Abbasî cellatlarınca gözleri önünde öldürülmesine şahit olan Abdurrahman firar macerasını şöyle anlatır:

"Abbasîler, evvela aman verdikleri halde, sonradan sözü bozup Emevî hanedanının ileri gelenlerini öldürmeye başladılar. Kaçıp, evvela Fırat nehri kenarındaki ormanlık bir köye gizlendik. Süvarilerin köyü kuşattığını ve her tarafa siyah Abbasi bayrağı asıldığını görünce, ailemi ve dört yaşındaki oğlumu bırakmaya mecbur kaldım. Paramı alarak kardeşim ve azatlı kölem Bedr ile beraber köyü terk ettik.

Bir arkadaşım binek ve azık buldu. Ama kölesi bizi süvarilere ihbar etti. Bunun üzerine üçümüz yaya kaçmaya başladık. Fırat kenarında bir bahçeye daldık. Buradan nehir kenarına ulaştık. Suya atlayıp yüzmeye başladık. Nehrin ortasına kadar yüzdük. On üç yaşındaki kardeşim daha fazla yüzmeye güç yetiremeyip, aman verileceğini duyunca geri döndü. Karşıya geçince, süvarilerin kardeşimi yakalayıp, hemen öldürdüklerini gördüm.

Kardeşimi de kaybetmenin acısını yüklenerek, yalnız başıma yoluma devam ettim. Ormana saklandım. Beni aramalarına son vermelerine kadar saklandığım yerden çıkmadım. Daha sonra garba gitmeye karar verdim. Uzun süren sıkıntılardan sonra Afrikiyye'ye ulaştım."

Bu trajik ifadeler, genç prensin onun hayatta kalmak için ne kadar zorluklar yaşadığını gösterir.

Bir Hayalin Peşinde

Korkunç firarın ardından Emir Abdurrahman, Filistin ve Mısır yoluyla Arap dünyasının en uzak ucuna, Kuzey Afrika'ya doğru uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıktı. Yolda hem Abbasi ajanları hem de mahallî kabilelerin tehdidi altındaydı. Ancak zekâsı, diplomatik kabiliyeti ve soyunun verdiği karizma sayesinde birçok tehlikeyi atlattı.

Berberî kabileleri arasında yıllarca saklandı. Bir gün geri dönebilmenin, Emevî adını yeniden diriltebilmenin hayalini kurdu. Ama bunun için doğru yer Endülüs'tü.

Bu sırada Endülüs valisi, Yusuf el-Fihrî idi. Bunun Kuzey Afrika valisi olan babası, Emir Abdurrahman'ı yakalamak için çok sıkı tedbir almıştı. Fakat yakalayamadı. Emir Abdurrahman, annesinin hemşerisi olan Berberî kabilelerinden birine sığındı.

Emir Abdurrahman'ın amcası Ömer bin Abdülaziz zamanında fethedilen Endülüs, o sıralarda İslâm dünyasının en batıdaki ucu, ama aynı zamanda karışıklıklarla dolu bir vilayetti. Araplar, Berberîler ve mahallî valiler arasında iktidar nizası vardı. Emir Abdurrahman, bu karışıklıktan faydalanabileceğini gördü.

Kurtuba

Düşmanı yok etmeyiniz!

Bir yandan da Endülüs'teki Emevî taraftarlarıyla mektuplaşarak irtibat kurdu. Yanından hiç ayrılmayan azatlı kölesi Bedr, bu hususta yardımcı idi. Onu Endülüs'e gönderip zemini ayarladı. Nihayet 755'te Endülüs'e bir şehzade olarak değil, sürgün bir mülteci gibi çıktı. Ancak çok geçmeden halkın ve ordunun desteğini kazandı.

Üzerine yürüyen Endülüs valisi Yusuf el-Fihrî, Kurtuba yakınlarında mağlup oldu. Harbin başında Emir Abdurrahman askerlerine şöyle hitap etmişti: "Bugün, gelecek günlerin üzerine bina edileceği pek mühim bir gündür. Gelecek günler bizim için ya zillet ya izzet olacaktır. Öyleyse gönlünüzce olmayan şeylere (harbe) bir saat sabrederseniz, geri kalan ömrünüzün gönlünüzce olmasını elde edersiniz."

Harbi kılıcıyla değil, stratejisiyle kazandı. Yusuf'a aman verip Gırnata'da oturmasına müsaade etti. Ama Yusuf, zaman kazanıp tekrar hücum etti, yine yenilip Afrika'ya kaçtı. Galibiyetin ardından Emir Abdurrahman ordusuna şöyle seslendi: "Sonradan dostluğunu ümit ettiğiniz düşmanlarınızı yok etmeyiniz. Daha fazla düşman olanlar için bırakınız."

Zaferin ardından Kurtuba'ya girdiğinde artık, "Endülüs Emevî Devleti'nin Emiri" idi. Kurtuba'da ilk cuma hutbesinde minbere çıkan hatip, Emir Abdurrahman'ı anarken şöyle dedi: "Şarkın sönmüş güneşi, garpta yeniden doğmuştur."

Emir Abdurrahman zamanında Müslüman dünyası

Bir Devlet, Bir Efsane

Emir I. Abdurrahman, Endülüs'e girişi sebebiyle ed-Dâhil (Giren) lakabıyla anılır. Künyesi Ebu'l-Mutarrif'tir. 32 sene boyunca Endülüs'ü idare etti. Halifelik iddiasında bulunmadı ama fiilen müstakil bir devlet kurdu. Arap ve Berberî gruplar arasındaki nizaları önledi. (Halife unvanını, torunu Emir III. Abdurrahman kullanacaktır.)

Anarşiye ve gevşek bir idareye alışmış olan mahallî valiler ve eşraf ona kolayca teslim olmadılar. Ama o sebatla mücadele ederek hepsini sindirdi ve merkezi otoriteyi tesis etti. Güçlü bir ordu kurdu. Frank Kralı Şarlman'ı bozguna uğrattı. Abbasî halifesi Mansur'un üzerine gönderdiği orduyu yendi. Şiî isyanlarıyla mücadele etti.

Kurtuba'ya payitaht yaptı. İdari işlerde mühim yenilikler yaptı ve divanlar topladı. Saraylar, camiler, köprüler ve su kanalları inşa ettirerek, şehirleşmeyi teşvik etti. Kurtuba Ulu Camii (Mezquita) inşaatı onun devrinde başladı. Kurduğu temel, ileride Kurtuba'nın bir ilim ve kültür başşehri olmasını temin edecektir.

Memlekette asayiş ve emniyet yerleşti. Ziraat ve sanayi inkişaf etti. Bir ticaret filosu kurarak, İstanbul'a kadar münasebetlere girişti. Şarktan zanaatkârlar ve âlimler getirterek ilim ve kültürü canlandırdı. İpekçilik ve seramikte ilerleme temin edildi.

Emir Abdurrahman, sadece bir devlet kurucusu değil; aynı zamanda Müslüman kültürünü Avrupa kıtasında kalıcı kılan bir figürdür. Kurduğu Endülüs Emevî Devleti, ileride Kurtuba Halifeliği'ne dönüşecek ve Avrupa Rönesans'ına giden yolda mühim rol oynayacaktır.

Endülüs Emiri Abdurrahman'ın macerası! Doğu'da sönüp Batı'da doğan güneş

Zorluk, insanı olgunlaştırır!

Emir Abdurrahman zeki, diplomatik, sabırlı ve stratejik bir liderdi. Lükse düşkün değildi. Sanat ve mimariye alaka duyardı. Çocukluğunda sarayda büyümesine rağmen, kaçış yıllarındaki zorluklar onu olgunlaştırmıştı.

Halka yumuşak ve adaletli davrandı. Fakirlere maaş bağlattı. Kendisiyle beraber olup yardım edenleri ihmal etmedi. Onlara ehemmiyetli makamlara getirdi.