Toplumsal-pedagojik iflasın ontolojisi

Okullardaki şiddet olayları bireysel psikoloji değil, eğitim sisteminin çöküşünün habercisidir; peki, güvenlik önlemleri artırmak gerçekten sorunu çözer mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, okullardaki şiddet olaylarının kök nedenini mekanik eğitim sisteminde ve varoluşsal anlamın kaybında bulur. Yazar, öğrencinin özne olmaktan çıkarılması ve yaşam stili oluşturma kapasitesinin körelmesi nedeniyle bu trajedilerin yaşandığını savunur. Peki, eğitim sistemini yapısal olarak değiştirmek yeterli olabilir mi, yoksa toplumsal dönüşüm de aynı derecede gerekli midir?

Toplumlar bir anda çökmez. Çöküş, görünmez ama en kırılgan yer olan eğitimde başlar. Sınıfların sessizliğinde, öğretmenlerin etkisizliğinde, sözde eğitimcilerin keyfiliklerinde ve öğrencinin iç dünyasında derinleşen boşlukta çürüme, çöküş ve şiddet başlar ve büyür. Her şeyin yolunda gittiğini sandığımız o sessizlik dönemlerinde birdenbire şiddet, kurşunlarıyla ve katliamlarıyla her şeyi darmadağınık eder.

Şiddetin okulu ve eğitimi işgal ettiği o an, aslında bir kırılma anıdır. Eğitim, insanı geliştiren ve olgunlaştıran bir süreç ve deneyim olmaktan çıktığı andan itibaren, kişi, kendisinin ve başkalarının yıkımını yapan bir faile dönüşür. Eğitimin amacı, bilgi aktarmak değildir. Eğitimin amacı, kişiye bir yaşam stili ve varoluş biçimi oluşturmasına yardımcı olmaktır. Varoluş biçimini ve yaşam stilini oluşturamayan birey, bu dünyaya düşmüş, ama dünyaya ait olamayan ucube bir varlık haline gelir. Okullarda gerçekleşen saldırılarda ve faillerde, ait olamama durumunun çok yıkıcı bir dışavurumunu görüyoruz.

Okullarda, kampüslerde, sınıflarda gerçekleşen şiddet olaylarını bireysel patolojiyle açıklamaya kalkmak, büyük yanılgıdır. Okul daldırılarını bireysel patolojiye indirgeyen yaklaşım, derinlerde oluşan çürümeyi ve çöküşü, küçültmekten ve görünmez kılmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Sorun, öğrenciye ve bireye indirgenemez. Sorun, bireyi üreten ve yetiştiren sosyal-siyasal-kültürel bağlamdır. Mekanikleşen bir öğretim sistemi, öğrenciyi özne olmaktan çıkarıp bir işleve ve nesneye indirgemiştir. Aslında ortada eğitim, olarak niteleyebileceğimiz bir süreç ve deneyim yoktur. Ortada olan kof bir öğretim dayatmasıdır. Notlara, sınavlara ve performans ölçütlerine sıkışmış, sığlaştırılmış ve savrulmuş bir bilinç, duygu ve düşünme içinde olan birey, kendini değersiz, anlamsız, ezilmiş, çaresiz ve aciz hissetmeye başlamaktadır.

Bir toplumun normlarını ve değerlerini kaybetmesi, yeni normlar ve değerler üretmekten aciz olması çok tehlikeli bir sosyal durumdur. Durkheim'in anomik toplum kavramı bu bağlamı açıklamaya çok uygundur. Kuralların çözüldüğü, anlamın oluşturulamadığı, çürümenin toplumu, siyaseti, bürokrasiyi ve günlük hayatı kuşattığı bir durumda birey, yönünü, yöntemini ve yolunu kaybetmektedir. Okul ve üniversite, anlam, varoluş ve yaşam stili üretme mekanları olmaktan çıkmışlardır. Okullar ve üniversiteler, bireylerin buralarda bulunmak zorunda olduğu mecburiyet mekanları haline gelmiştir. Mecburiyet mekanlarına dönüşen okullar ve kampüsler, özgürlük, umut ve olgunluk üreten yaratıcı mekanlar değildirler. Mecburiyet ve mahkumiyet mekanları olarak algılanan okullar ve kampüsler, öfkenin, kinin, nefretin ve umutsuzluğun üretildiği fabrikalara dönüşmektedirler. Yönünü ve yolunu bulmayan öfkenin, kinin, nefretin ve umutsuzluğun acı sonucu, şiddettir.

Freud'un insanda yıkıcı güç (thanatos) olarak bahsettiği güçlü bir eğilim vardır. Yıkıcı dürtülerimizin bastırılması ve görünmez kılınması, onların yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bir şeye yok demek, çözüm değildir. Yıkıcı dürtülerimizi bastırmak, onu daha şiddetli, kontrolsüz ve yoğun hale getirmektedir. Eğitim, yıkıcı dürtülerimize yön veren, yol gösteren ve yöneten bir tecrübedir. Başka bir ifadeyle eğitimin görevi, yıkıcı dürtülerimizi dönüştürerek insanlaşmamızı sağlamaktıır. Yıkıcı dürtülerimizi dönüştürmeyen, dürtülerimizi bastıran veya onları inkar eden bir mekanik yapı olarak işleyen bir eğitim-öğretim sürecinin acı ve ölümcül meyvesi, bireysel ve sosyal patlamadır.

Okullar, artık patlamaktadır. Sorun, psikolojik ve sosyolojik olmanın çok ötesindedir. Sorun ontolojiktir. İnsan, kendi varlığının anlamını oluşturan ve üreten bir varlıktır. Varoluşun anlamını oluşturma kapasitesi ve yeteneği körelen ve kapanan insan, kendisini derin bir boşluk ve bataklık içinde bulmaktadır. Kişi, varlığında oluşan boşluğu şiddetle doldurmaya çalışarak bütün toplum için derin bir bataklık hazırlamaktadır.

Eğitim-insan ilişkisinde iki durum vardır. Eğitim, insanın kendi varoluşunu gerçekleştirecek imkanları hazırlayan bir süreç ve tecrübe olabilir. Eğitim, aynı zamanda insanın çöküşünü ve çürümesini hızlandıran bir yapı ve sistem olabilir. Eğitim-insan ilişkisinde üçüncü bir yol yoktur. Tehlikeli olan şey, eğitimin insanın kendi gelişimini sağlayacak imkanları oluşturma tecrübesi olmaktan çıkmış olmasıdır.