Yazar, Siverek ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarını toplumsal kırılmanın belirtisi olarak görüyor ve bunun nedenini değerlerden uzaklaşan eğitim sisteminde buluyor. Akademik başarıya odaklanırken ahlak, merhamet ve sorumluluk ihmal edilmesi sonucunda kimlik ve aidiyet zemini bulamayan gençler şiddete meyilli hale geliyor. Ancak yazarın öne sürdüğü "milli ve manevi değerler" vurgusu, bu sorunların çok boyutlu sosyolojik nedenlerini basitleştiriyor mu?
Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, tek başına ele alınabilecek münferit hadiseler değildir. Bu olaylar, uzun süredir biriken bir toplumsal kırılmanın dışa vurumudur. Her biri, kaybettiğimiz değerlerin bize kestiği ağır bir faturadır. Görmezden gelinen, ertelenen ve ihmal edilen ne varsa, bugün karşımıza daha sert, daha sarsıcı bir şekilde çıkmaktadır.
Bugün gelinen noktada acı bir gerçekle yüzleşmek zorundayız: Çocuklarımız bilgiyle büyüyor, fakat değerlerle beslenmiyor. Okullar, akademik başarıya odaklanan yapılar haline gelirken; insanı insan yapan ahlak, merhamet, saygı ve sorumluluk gibi temel değerler geri plana itiliyor. Oysa eğitim, sadece öğretmek değil; aynı zamanda inşa etmektir. Bilgi, değerle yoğrulmadığında insanı yüceltmez; aksine onu yönsüz bırakır.
Siverek'te yaşanan şiddet ve Kahramanmaraş'ta ortaya çıkan saldırı, bir anda ortaya çıkmış olaylar değildir. Bunlar, içi boşaltılmış bir eğitim anlayışının, zayıflayan aile yapısının ve çözülmeye yüz tutmuş sosyal dokunun doğal sonucudur. Gençler, kendilerini tanımlayacak sağlam bir kimlik ve aidiyet zemini bulamadıklarında; öfkeye, savrulmaya ve şiddete daha açık hale gelir. Değer boşluğu, mutlaka bir şeyle doldurulur. Eğer bu boşluk doğru şekilde doldurulmazsa, yanlış olan kendiliğinden yerleşir.
Bugün sadece okulları değil; bir bütün olarak sosyal ve kültürel politikaları da sorgulamak zorundayız. Aile, mahalle, medya ve dijital dünya... Hepsi gençlerin zihnini ve ruhunu şekillendiren güçlü alanlardır. Ancak bu alanlar, milli ve manevi değerlerle beslenmediğinde; ortaya köksüz, yönsüz ve kırılgan bir nesil çıkar. Bu da toplumsal huzuru doğrudan tehdit eder.
Artık şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekiyor: Milli Eğitim, sosyal ve kültür politikalarında milli ve manevi değerleri ihya ve inşa anlamında köklü bir değişim şarttır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur. Değerlerini kaybeden bir toplum, sadece bireylerini değil; geleceğini de kaybeder.

18