1989 senesinde, Balıkesir'den, Bursa'ya tayinen geldiğimde, Veli Hoca ile tanışmıştım. Çok mübarek, sessiz, ehl-i hizmet, öne çıkmayı sevmeyen bir insandı.
12 Eylül fitnesi araya girmeseydi, mütemadiyen bir ve beraber olacaktık, ama o fitne yok mu, o fitne...
Fakat ara sıra, bazı hâllerde bir araya gelip, sohbet ederdik. Aslen Kastamonu mübareklerindendi. Bir de şanslıydı ki, "Son Şahitler"dendi. Asrın imamını sağlığında görüp, onun "Kastamonulu Veli" unvanına nail olmuştu.
50'li senelerde, Ankara İlâhiyat Fakültesinde talebe iken, Risale-i Nurların tâb ve tashih işlerinde bulunmuştu.
Ne zaman görsem, "Nasılsın Veli Ağabey/hocam" desem, o güler yüzüyle ve mübarek sesiyle, "elhamdülillah kardeşim" derdi.
Bir kaç senedir görüşemiyorduk, ama arkadaşlardan haberini alıyorduk.
Ramazanın son haftasında, eczacı Abdullah (pehlivan) Ağabeyden sonra ikinci vefat haberiyle müteessir olduk.
Bu mübarek Ramazan gününde, şeytanların zincire vurulup, Cehennem kapılarının kapatılıp, Cennet kapılarının açık olduğu anda, Veli Hocamız, Cennetten içeri giriverdi inşaallah!
Allah rahmet eylesin.
*
Abdullah Şahiner de rahmetli oldu
12 Mart 2026, Ramazan'ın 22. günü sabahleyin, Ömer Tuncay Ağabeyden vefat haberini aldım ve çok müteessir oldum.
Yarım asırdan fazla hukukumuz vardı. Ankara'da iken görüşürdük. Aslen, Yozgat-Sorgunlu idi. Eczacıydı, güreşçi olmasından dolayı da, bizim aramızda namı "pehlivan"dı.

4