Eryol Yurdagül'e rahmetler diliyorum

1970 senesinde Risale-i Nurlarla müşerref olduktan sonra, etrafımızda bulunan herkese Nurları anlatmaya çalışıyorduk.

Mahalle camimizin mübarek, ihlâslı hocası Hurşid Dişbudak ile irtibat kurmuştum.

Hocalara anlatmak biraz zordu. "Nasıl yapsam da, nurları anlatsam" diye düşünürken, Cenab-ı Hak bir kapı açtı.

Hurşid Hocayı camide göremiyordum. Sorduğumda, ameliyat olduğunu söylediler. Ben de, hemen bir Hastalar Risalesi alıp ziyaretine gittim.

Devaları okumaya başlayınca, hoca coşuyordu. Yatağından doğrulup; "Allah, Allah! Bu nasıl şey böyle yahu" deyip mest oldu. Kitabı ona hediye ettim. Sonrasında muhterem hoca, bizim "Hurşid Ağabeyimiz" oluverdi.

Artık, mahalle dersleri yapmaya başladık. Bilahare, Ankara umumî dersi derken, kısa zamanda cemaate dâhil oldu. Daha sonra, Sincan'da bir eniştesinin olduğunu, ona da bu hakikatleri anlatmamızı istedi. Beraber Sincan banliyö treniyle, zannedersem 45 dakikada gitmiştik. O zaman, şimdiki gibi hızlı ve elektrikli trenler yoktu. "Kara tren" dediğimiz kömürle çalışan trenler vardı.

Eryol Ağabey bir bakkal dükkânı işletiyordu. Yanına gidip, "selâm-kelâm"dan sonra Nurları anlattıkça çok hoşuna gitti. Daha sonra bir kaç def'a daha ziyaretine gittik. Tabiî yanımda "yapışık kardeşim" Lütfi Taşçı ile. Eryol Ağabey ciddî, vakur, mübarek bir insandı.

Zamanla, o da Nur hakikatlerini anlayıp, davaya intisab etti. Ben Ankara'dan ayrılana kadar (1981) hep irtibat hâlindeydik. Sohbetlerde, programlarda buluşurduk.