Yazı, tasavvufcuların ruh âlemi hakkındaki keşiflerine inanmanın, astronomi gibi bir bilim dalındaki bulguları kabul etmek kadar meşru olduğunu savunmaktadır. Bunu öne sürmesinin sebebi, akla uygun olmayan şeylerin reddettirilmesine karşı tasavvufi bilgiyi savunmaktır. Kilit argüman ise, bilemediğimiz bir şeyin olamayacağını iddia etmenin kendisinin bir kusur olduğu yönündedir—ama bu mantık, akılcı eleştiriyi tamamen ortadan kaldırmaz mı?
"Tasavvufcuların keşfettikleri, bildirdikleri âlem-i misâl ve ruh âlemine inanmak lazım gelir."
Sual: Kendi aklını ölçü alıp, tasavvuf âlimlerinin, ruh âleminden keşif yoluyla anlayıp bildirdiklerini, akla uygun değildir diye kabul etmemek, akla da ilme de uygun olur mu
Cevap: Bu konuda Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretleri buyuruyor ki:
"Milyonlarca yıldızın bir araya gelip bir sistem kurduğunu ve her sistemin boşlukta bozulmadan hareket ettiğini söyleyen astronomi adamlarının sözlerine, görmeden inanıldığı gibi, tasavvufcuların keşfettikleri, bildirdikleri âlem-i misâl ve ruh âlemine de inanmak lazım gelir."
İnkâr edenlere değil, haber verenlere inanmak doğru olur. Aklı olan, fen bilgisinden haberi olan, Allahü teâlânın varlığını ve birliğini hemen anlar ve isbat eder. Ahirete inanmak, böyle değildir. Buna, Allahü teâlâ haber verdiği için inanılır. Hâlbuki, akla uyan kimsenin, kendisi bu ruh âlemine ve sırlarına kavuşamasa, bilemese de, bunu, hiç olmazsa, olmayacak şey değildir diyerek, reddetmemesi lazımdır. Nitekim, akla uyanların önderlerinden olan İbni Sînâ;
"Olamayacağı isbat edilemeyen bir şeye, olamaz dememelidir. Çünkü, isbat etmeden olamaz demek, anlamadığına inanmamak gibi, ayıp ve kusurdur" demiştir.
Sual: İslam dini garip olarak başladı diye başlayan bir hadis var mıdır, varsa bu hadiste ne anlatılmak istenmiştir
Cevap: Bütün Ehl-i sünnet âlimleri gibi İmam-ı Rabbânî hazretleri de, Mektûbât isimli kitabında bu hadis-i şerifi nakletmektedir. Peygamber Efendimiz;

57