Yazı, kanaat ve rızanın insanın kalp huzurunun temelini oluşturduğunu savunur. Çünkü Allahü teâlânın verdiğinden memnun olmak, insan iradesiyle yapılan tercihler gibi, belki de yaşamın en derin sorununu çözer. Fakat insan iradesinin Allahü teâlâ tarafından yaratıldığını kabul eden birinin, bu tercihlerden gerçekten sorumlu tutulabilir mi?
Her hâlinden Allahü teâlâya şükür ve hamdetmek, kanaat sahibi olmak demektir.
Sual: İçinde bulunduğu hâlden şikâyet etmeyen, bunu kabullenen, kimseyi şikâyet etmeyen kimse, kanaat sahibi mi demektir
Cevap: Her günkü hâlinden memnun olmak, her hâlinden Allahü teâlâya şükür ve hamdetmek, kanaat sahibi olmak demektir. Kendinden daha iyi mevkide, kendinden daha zengin, kendinden daha kuvvetli, kendinden daha güzel bir insanı kıskanmayarak kendi hâlinden memnun ve razı olan insanın evvela kalbi rahattır. Sonra da, en mühimi Allahü teâlânın sevgili kuludur. Sevgili kulu olmanın sebebi şudur ki, Allahü teâlânın kendisine verdiğinden memnun ve razıdır. Bunun için, Allahü teâlâ da, ondan razıdır.
Kanaat, bitmez tükenmez bir hazinedir. Kanaatkâr olmayan bir zengin, kanaatkâr olan bir fakirden daha fena durumdadır. Çünkü, o zenginin kalbi rahat değildir. Kanaatkâr olan fakir ise, kalbi rahat olduğu için, sanki bir hazine içinde yaşamaktadır.
Sual: Allahü tealadan razı olmanın kısaca alameti, şekli nedir, nasıldır
Cevap: Rızâ demek, Allahü teâlâdan gelen her şeye razı olmak demektir. Allahü teâlâdan bir felaket gelse, ona da rıza gösterir. Kimseye şikâyet etmez. Bu, her insanın yapabileceği bir iş değildir. Fakat, bunu yapabilen, büyük bir insandır. Böyle insanlarda, Peygamberlere mahsus sabır ve tahammül var demektir. Allahü teâlânın büyüklüğüne inandığı derecede insan, bu tahammülü ve bu rızayı gösterebilir. Gıbta edilecek, imrenilecek bir meziyettir.

18