Yazar, Türkiye'de eğitimi bir rejim meselesi olarak tanımlayarak, devletin okul sistemini kendi varlığını sürdürmek için bir araç haline getirdiğini öne sürer. Bu yapısal sorunun çocuklara yönelik şiddeti, medya etkisini ve aile sorumluluğunun ihmalini tetiklediğini savunur. Peki, başarısız eğitim sisteminin yanında başarılı öğrencilerin ortaya çıkması, yazının bütünlükçü analizini tartışmaya açmaz mı?
Bugün söze neden değil çünkü ile başlamanın vaktidir. Neden halâ soru sormanın eşiğinde eğlenmek olduğu halde çünkü gerçeğin şaşmaz diliyle hakikati dillendirmektir. Çünkü Türkiye'de eğitim bir insan meselesi olmaktan öte hep bir rejim konusu olagelmiştir. Devlet denilen mekanizma organize ettiği 'okul sistemi'ni kendi varlığının bir aparatı olarak kurgulamış, onun merkezindeki toplum ve insanı ilerletmekle değil kendisine bağlamakla uğraşmıştır. Çağdaş ve bilimsel değerlerden geri durmak ise işin cabasıdır.
Yüzyılı aşan Cumhuriyet tarihinden bugüne miras kurumsallaşmış bir eğitim sisteminin bulunmaması bunun göstergesidir. Eğitim, devlet, aile, toplum ve bireyler arası canlı ve pedagojik verilere dayalı bilim ve akılla beslenmiş sonrada toplumun ortak değerleriyle yoğrulmuş bir süreçtir. Bu sürecin her bir parçası birbirinden önemli ve hayati değerdedir. Çünkü bu kurulamadığı için okullarımızın her kademesinde çocuklar ve gençler arasında görünür ve görünmez şiddet dalgası gittikçe büyümüştür.
Ayrıca şiddet, sadece fiili suç değil duygusal atmosferdir. Akran zorbalığı, kötü okul yönetimi, kalitesiz eğitim, niteliksiz ortam gibi bileşenleri içerir.
Çünkü bunun sebebi çocuklar değil büyüklerdir ve devletin televizyonları dahil nice televizyon görünümlü ticarethaneler Kurtlar Vadisi'nden tutun Çukur'a, Kadın kuşaklarından pornografinin en yalın yansıması survivor tipi geçişken yapışkanlıklarla toplumu alabora edip sarsmıştır. Dijital dünya, internet ve fütursuz sosyal medya sistemi, silikon vadi mahreçli küresel köleleştirme sistemlerinin ürünü masum görünümlü uygulamalarla, oyunlarla körpe zihinleri iğdiş etmektedir. Çünkü yaşamak üzerinden değil ölüm ve kutsamak, kahramanlık ve gerçek dışılık üzerinden güdülebilir, pazarlanabilir bir sistem işletilmektedir.
Bugün Türkiye'de gelişmiş 'okul mimarisi' diye bir kavram olmadığı için oturulan sıra, kullanılan eğitim malzemesi tasarımı diye de bir olgu yoktur. İnsan hedeflenmemiştir çünkü. İş ve amaç kabaca tasarlanmıştır. Özel okulundan devlet okuluna değin ulaşımından kütüphanesine kadar gerçekten estetik, pedagojik değer, erişilebilirlik, işlevsellik, çağa uyum, öğretmeni ve öğrenciyi bir anda gözeten bir yaşamsallıktan söz edilebilir mi Dünyadaki bütün ileri sistemler her şey çürüdüğü için çökmezler. Minik bir parça aksadığı için iflas ederler. Bu bağlamda sistemin hedefi öncelikle o tek insanı ve parçayı hayatta tutmaktır.
Öyle değil de bunca başarılı öğrenci nereden çıkıyor diye soruyor kimi kurnaz aklı evveler. Onlar bu sistemin eğittiği çocuklar değiller mi Değiller! Çünkü tabiatta bir sebebe bağlı kalmaksızın gelişip büyüyecek artı değer her zaman vardır. Vaktin, zamanın dehaya ayırdığı mini pay onun bir jestidir, esası değil. Mevcut eğitim sistemleri olmasa da o üç beş kişi bir şekilde yetişecektir. Telef edilen yüzbinlerin sağlaması bu yolla yapılamaz. Milli eğitim denilen mesele şahsi değil kamusal bir olgudur ve bütün değerler sistemini en ücra köşedeki çocuğa kadar ulaştırmakla sorumludur. Herhangi bir yerde vuku bulan hadiseyi sistemle değil ferdi veya psikolojik gerekçelerle geçiştirmek, politikanın gücünü bu yolda harcamak ahlaki sayılamaz. Bugün okul çağının herhangi bir kademesinde çocuğu olan sağduyulu bir veli düşünülemez ki içi rahat şekilde çocuğunu okula gönderiyor olsun. Güvenlik belki işin en kolay çözülür tarafıdır. Asıl mesele içerik, ruh ve sistemdir.

4