Yazar, Türkiye'nin kurumlar vergisini ihracatçılar için düşürerek (imalat için %9) ekonomik dinamizmini kanıtlarken, AB'nin kapalı kapı stratejisinden dem vuruyor. Ancak AB'nin Türkiye, Kuzey Afrika ve Hindistan ile iş birliği yapmak zorunda olduğunu söyleyerek, bölgeselleşen dünyada tek başına ayakta kalmanın imkânsız olduğunu ileri sürüyor. AB gerçekten Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor, yoksa bu sadece yazarın diplomatik bir umut mudur?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ihracatçı firmalar için çok cömert bir teşvik paketi açıkladı. Türkiye'nin "bölgesel istikrar adası" hedefine ulaşmasına katkı sağlayacak nitelikteki uluslararası doğrudan yatırımları için de teşvikler devreye alındı. Küresel şoka rağmen, Türkiye dinamik bir ekonomi olduğunu ispat etti
İhracatçılarımız son yıllarda gümrük tarifeleri, savaşlar ve Avrupa pazarındaki resesyon gibi ciddi meydan okumalarla karşı karşıya kaldı. Türkiye, bu tür bölgesel ve küresel şoklara rağmen ihracatını artırmayı sürdürdü. Ancak ihracattaki artış trendinin son aylarda yataylaşmaya başladığı görülüyor.
Dışsal nedenlerin yanı sıra TL'deki reel değerlenme ve ücretlerde döviz cinsinden yaşanan artışların da ihracatı olumsuz etkilediği söylenebilir. Bununla birlikte, Türkiye ekonomisinin ulaştığı büyüklük dikkate alındığında kur ve ücretler üzerinden rekabet gücü elde etmek artık eskisi kadar kolay değil. Türkiye için ilave rekabet gücünün yolu çoktandır verimlilik artışından ve inovasyondan geçiyor. Aslında reel sektör de bunun farkında. Ancak üretim modellerini ve ürün gamını değiştirmek kolay bir süreç değil. Yeni yatırımlar gerektiriyor.
CÖMERT BİR TEŞVİK VERİLDİ
İhracatçı şirketlerin zorlu finansman koşullarında nefes alabilmesi ve yeni yatırımlara teşvik edilmesi için kamudan destek bekleniyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, söz konusu desteğe ilişkin müjdeli haberi cuma günü açıkladı. Normalde yüzde 25 olan kurumlar vergisi, ihracatçı şirketler için yüzde 20 olarak uygulanıyordu. Yeni düzenlemeyle birlikte kurumlar vergisi oranı imalatçı ihracatçılar için yüzde 9'a, diğer ihracatçılar için ise yüzde 14'e düşürüldü. Oldukça cömert bir teşvik söz konusu. İhracatçı şirketler verimlilik ve inovasyon üzerinden rekabet gücü inşa etmeleri için bu fırsatı iyi değerlendirmeliler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı teşvikler sadece bununla sınırlı değildi. ABDÇin rekabeti ve jeopolitk gelişmelerden kaynaklı olarak küresel ağırlık merkezleri ve kuralları değişiyor. Yeni düzende Türkiye'nin finans, lojistik ve ticaret merkezi konumunu güçlendirme potansiyeli bir hayli fazla. Türkiye'nin "bölgesel istikrar adası" hedefine ulaşmasına katkı sağlayacak nitelikteki uluslararası doğrudan yatırımları için de çeşitli teşvikler devreye alındı. Bunca bölgesel ve küresel şoka rağmen, Türkiye güvenlir bir ticaret ve yatırım ortağı ve dinamik bir ekonomi olduğunu ispat etti. Türkiye'nin cazibesi önümüzdeki dönemde katlanarak artacaktır.
BU KAFAYLA İŞİN ZOR AVRUPA!
BU gerçeği bazılarının anlaması kolay olmuyor. Gerçi "anlıyorlar ama kabullenmek istemiyorlar" desek daha doğru olur. Tıpkı AB gibi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçenlerde yaptığı konuşmasında AB'nin genişleme sürecinin ne denli önemli olduğunu vurgulamaya çalışırken, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmamız gerekiyor ki kıta Rusya, Türkiye ya da Çin etkisi altına girmesin" ifadelerini kullandı. Akla ziyan bir açıklama.
Avrupa ekonomisi son 20 yılda ABD ve Çin'in bir hayli gerisinde kaldı. İtalya borç bataklığının içerisinde. Fransa eskisi kadar yenilikçi değil. Uzun süre Avrupa sanayisini neredeyse tek başına sürükleyen Almanya, ciddi bir durgunluğun içinde.
ENTEGRASYONUN SONUNA GELİNDİ
AB entegrasyonunun sonuna gelindi. Avrupa ekonomisi yeni büyüme alanları bulamıyor. Yeşil ve dijital dönüşüm için gereken milyarlarca euroluk yatırımların finansmanı ve bütçe açıklarının sürdürülebilir yönetimi için Avrupa'da sermaye piyasalarının daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Ancak bu tür iddialı reformları mevcut kurumsal yapı içinde hayata geçirmek kolay değil.

37