Cennetâsâ baharlara giden yol - 3

Bediüzzaman'ın işkencelere karşı gösterdiği imanî direnç, gerçekten başarısı mı yoksa tarihsel bir mitleştirme mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Bediüzzaman'ın devlet tarafından uygulanan zulümlere rağmen müsbet hareket ilkesiyle davası devam ettirdiğini ve insanlığa büyük bir miras bıraktığını savunuyor. Bu iddiayı, Bediüzzaman'ın yaşadığı işkenceler ve fedakarlığını kanıt olarak gösteriyor. Ancak, acılar içinde kaleme alınan sözlerin objektif bir değerlendirmesini yapıyor muyuz, yoksa tarihi figürleri idealize ederek hatalarını mı gözden geçiriyoruz?

Dava adamları için yolun ağır bedelleri olduğunu bir defa daha hatırlatalım. Ahirzaman! "Helâket felâket asrında!" konu çok daha geniş, sinsi, hileli ve tehlikelidir.

"Bediüzzaman'a" yapılan, tarihte hiçbir ilim adamına yapılmamış zulüm ve işkencelerin bazılarını hatırlatıp konuyu bitirelim.

- Denizli'de bir ayda çektiği sıkıntıyı Afyon Hapishanesi'nde bir günde çektirmek!

- Dünyada hiç kimseye yapılmayan zulüm ve işkenceyi yapmak.

- Her türlü kanunsuz muameleye maruz bırakmak.

- Hiçbir suç delili bile bulunmadığı halde, "vicdanî kanaatle" mahkum etmek!

- İhtiyarladıkça artan enerjisine, "rejimi yıkmaya çalışıyor" iftirasını atmak.

- İki senelik ezici ve kahredici tutukluktan ve tahliyesinden sonra bile, "geçmiş olsun"a müsaade etmemek.

- Korkunç şartlar altında kendi kendine ölüp gitmesini beklemek.

Bütün kasıtlı ve düşmanca hareketlere rağmen, Bediüzzaman ve davası: Anadolu'da, İslâm coğrafyasında ve tüm dünyada rağbet görmüş, maya tutmuş ve kök salmıştır.

Bütün olumsuzluklara karşı Kur'ân ve sünnet hükümleriyle sadakatle karşı durmuştur. "Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım." (Tarihçe-i Hayat, s. 645.) diyerek!

"Kardeşlerim! Belki hayatta kalamayacağım. Bütün mevcudiyetim vatan ve millet, gençliğinin, âlem-i İslâm ve beşeriyetin ebedî refah ve saadeti uğrunda feda olsun. Ölürsem dostlarım intikamımı almasınlar." (Age., s. 645.) diyerek!

"Ben, cemiyetin iman selâmeti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var ne Cehennem Korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir said değil, bin said feda olsun. Kur'ân'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. ünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur." (Age., s. 645.) diyerek!

"Musibetlerin tenevvüü, musikinin nağmelerinin tenevvüü gibi bana geliyordu." (Age., s. 645.) diyerek!

Tahkikî iman, hadiselerin bir hikmet ve adaletle meydana geldiğini bildirir. Ölümün daha güzel, nuranî bir âleme kavuşmak olduğunu gösterir. Kabir ve çukurların, nuranî bir âleme girmek için kazılan yeraltı tünelleri olarak telâkki eder. (Şualar, s. 777.)