Yazı, İstanbul'u gezmenin rastgele değil, belirli bir protokolle—Eyüp'ten başlayarak şehit türbelerini ziyaret ederek—yapılması gerektiğini savunuyor. Tanpınar'dan alıntılarla, eski medeniyetin dinî karakterini ve fetih şehitlerinin İstanbul'un hakiki sahipleri olduğu fikrini vurgulayan yazar, şehri boyunca bu ruhani rehberlikle gezi yapılmasını öneriyorum. Ancak bu nostaljiği, İstanbul'un çok katmanlı ve farklı kimliklerle yaşayan günümüz şehriyetine ne ölçüde uygulanabilir?
İstanbul'u gezmenin bir âdâbı olduğunu biliyor muydunuz
Doğrusu ben bilmiyordum. Kadim dostumuz hezarfen Nuri Akbayar ile öteden beri "İstanbul'u şöyle bir dolaşalım" diye planlar yapardık ya, bir türlü nasip olmadı. Olmadı ama, nasıl dolaşacağımızı öğrendik.
Efendim İstanbul'u gezmek öyle rastgele, canımızın çektiği bir yerden başlayarak olmaz.
Diyelim Eminönü'nde indik vapurdan. Eh, işte yol önümüzde; ister Ankara Caddesi'nden Bâb-ı Âli Yokuşu'na vururuz, ister Gülhane'ye doğru yürüyebiliriz.
Yok öyle şey. Dedik ya, İstanbul'u gezmenin de bir âdâbı var. Bir yere gitmek, bir yeri gezmek esas itibarı ile bir "fetih" olmak gerekir. Aksi takdirde "görenlerden" değil de sadece "bakanlardan" oluruz.
Bu münasebetle İstanbul'u gezmeye de Eyüp'ten başlanılır.
Sözü nereye getirmek istediğim herhâlde anlaşılmıştır. Bu bir "fetih" meselesi olduğu için "erenlerin himmeti" başta gelecektir.
Tanpınar bu babda şöyle diyor: "Eski medeniyetimiz dinî bir medeniyetti. Beğendiği, benimsediği adama ölümünden sonra verilecek bir tek rütbesi vardı: evliyalık. Halkın sevgisini kazanmış adam mübarek tanınır, ölünce velî olurdu. Onun içindir ki İstanbul evliya ile doludur. Bunların başında fetih ordusunun şehitleri gelir. Onların mazhariyeti hak ve millet uğruna kazanılan rütbeden de üstündü. Çünkü bu ordu, genç hükümdarından en son neferine kadar mübarek bir ordu idi, tuğlarını İstanbul surlarının karşısına dikmeden asırlarca evvel övülmüştü. Hepsi velî idiler. Biz şimdi fetih tarihini garplılardan okuyor, Fatih'in hayatındaki aksaklıkları tenkit ediyor; ilim, sosyoloji filan yapıyoruz. Eskiler işi büsbütün başka türlü görüyorlar, İstanbul'u fetheden millî hamleye ilahî bir mahiyet veriyorlar, bu işte hiçbir izafîliğe yanaşmıyorlardı. Hemen her yerde, çoğu surların etrafında olmak üzere, fetih şehitlerinin mezarları vardır. Bunlar, Türk İstanbul'un tapu senetleridir.

4