Seyit Ahmet de bu dünyadan göçtü
Bir sandık kitapla başlayan yolculuk, doksan yıllık imanın hikâyesi haline geldi—peki sadakat ve samimiyetin bu kadarı günümüzde mümkün mü?
Yazı, 1959'da Siverekli Hüseyin'in bir sandık Risale-i Nur kitabı bırakmasıyla başlayan ve Seyit Ahmet'in hayatını değiştiren bir dönüşüm anlatmaktadır. Okuma yazması olmayan bir insan, dinlediği dersleri anlamış ve bu bağlılığını ölümüne kadar sürdürmüştür. Peki, imanın gerçek değeri bilgi miktarından mı, yoksa samimiyetin derinliğinden mi kaynaklanıyor?
1959 yılı Eylül ayının son günlerinde, Siverekli Hüseyin, atın sırtında taşıdığı bir sandıkla Seyit Ahmet Bulut'un marangoz dükkânına geldi.
Atın sırtına bağlı sandığın ipini çözdü, sandığı dükkânın içine taşıyarak yere bıraktı. Keseri istedi. Seyit Ahmet, keseri hemen getirdi. Hüseyin, keserle sandığın kapağına çakılmış çivileri sökerek kapağı açtı.
Sandığın içinde kırmızı ciltli kitaplar vardı. Seyit Ahmet, kitaplardan birini alıp sayfalarını çevirdi, içine baktı; ancak okuma yazma bilmediğinden içindekilerin ne olduğunu anlayamadı. "Siverekli Hüseyin Usta, bunlar nedir" diye sordu.
Hüseyin, kitabın bir sayfasını açarak, "Seyit, bu kitaplar Bediüzzaman Said Nursî'nin kitaplarıdır. İhtiyacı olanlara verirsin. Parasını bir sonraki gelişimde alırım" dedi.
Eline aldığı kitaptan okumaya başladı: "Birinci Söz. Bismillah her hayrın başıdır!"
Birinci Sözü okuduğunda Seyit Ahmet çok duygulandı. Kitabı kapattı ve "Hüseyin Usta, biraz daha okusana!" dedi. Okuma devam etti; aradan iki saatten fazla zaman geçmişti. Siverekli Hüseyin, dönmek için izin isteyerek atına bindi ve köyden ayrıldı.
Seyit Ahmet, bir sandık kitapla baş başa kalınca mutluluktan içinde kuşlar kanat çırpıyordu. Hemen arkadaşı, bakkal Mehmet iftçi'nin yanına gitti: "abuk ol Mehmet, dükkâna gelmen gerekiyor!" dedi.
Mehmet: "Biraz işim var, daha sonra gelsem olmaz mı" deyince Seyit, "Hayır, olmaz! Acele, hemen gelmen gerekiyor!" dedi.
Bakkal Mehmet, şaşkın bir şekilde: "Seyit, ne var ki böyle acele ediyorsun" diyerek dükkânın kapısını kilitledi ve peşine düşüp hızlı adımlarla uzun ve geniş marangoz dükkânına geldi. Seyit, büyük iş masasının altına yerleştirdiği sandığın içinden bir kitap çıkararak: "Mehmet, baksana bunlara," dedi.
Bakkal Mehmet, kitaplardan birini aldı ve kapağındaki yazıyı yüksek sesle okudu: "Sözler."
Ardından sandıktan teker teker çıkardığı kitapların isimlerini söyledi: "Mektubat, Lem'alar, Şuâlar ve Zülfikar."
Seyit: "Mehmet, sen askerde okuma yazma öğrenmiştin; hadi bana bu kitaplardan biraz oku" dedi.
Bakkal Mehmet, elindeki kitaptan rastgele bir yer açtı: "Yedinci Lem'a!" diyerek okumaya başladı. Okuduğunu ayrıca Kürtçeye de tercüme etti.

4