Donananlar ve donanlar

Don, bizim dilimiz ve kültürümüzün temel direği, en önemli sözcüğüdür. İki anlamı vardır. Hem iktidarı betimlemeye yarar hem muhalefeti... İç çamaşırı yokluğu olarak donsuzluk, yoksulluk anlamıyla iktidarsızlıkla özdeşleşir. Oysa donamak, donatmak, donanmak gibi eylemler, hep don sözcüğünden türeyen ve zenginlik yani suyun başını tutmakla ilgili, muktedir ifadelerdir. Hatta kültürel zenginlik, bilgi birikimini bile "donanım" kavramıyla anlattığımıza bakılırsa, başla kıç arasındaki evrensel ilişkiyi, kuşkusuz en kısa, belki de en doğru yoldan kuran bizim dilimiz, Türkçedir. Meğer bizim muktedir "baş"lar, ne kadar açmış donanmaya, ey okur! Nerede Hz. Muhammed'in öğütlediği tevazu, nerede bunlar... "Bir lokma, bir hırka" felsefesinden "Ye kürküm ye" pratiğine, kıtlıktan çıkar gibi iştah ve hırsla daldılar; yirmi bir yıldır yiyor, durmuyorlar. DONANMAYA DOYMAYANLAR Hanımlar pahalı tesettüre, beyler markalı lacilere, evler görgüsüz mobilyalara, garajlar lüks arabalara, kız kızan şirketleri ihale ve vakıf cukkalarına, banka hesapları öbek öbek destelere, donana donana doymuyorlar. Uhrevi mutluluğu dünyevi mutluluğun üstünde tutan bir dinin müminleri olarak doğrusu pek tuhaflar. Ölümlü dünyanın kul gözünü sonunda toprakla doyuracağını, cehennem korkusunu unutmuşa benziyorlar. Bazıları, cennete bile inanmıyor. Ölümden sonra sınırsız cima vaadine kulak asmıyor. Yaşamını huriler ve hatta nurilerle donatıp donlarını da dünyevi iktidar tablosuna asıyor. Yirmi bir yıldır yaşayıp gördüğünüz gibi, Türkiye'nin muktedir başları, büyülü "don" sözcüğünün salt iç çamaşırdan yola çıkan donanmak, donatmak türevlerini kullanıyorlar. DONDURMAYA DOYMAYANLAR Oysa "don"un zenginleşmekle hiç ilgisiz, soğuk bir anlamı daha var. Buz kesip katılaşmayı ifade eden tüm sözcük ve eylemler, donmak, dondurmak, dondurma, derin dondurucu vb. yine bir dondan çıkıyor; ama ne yazıktır ki bu dondan çıkıyor. Zaten muhalif Türkiye'nin makûs kaderi de bir donla başlıyor, bir donla sürüyor. Çünkü yirmi bir yıldır donanan bir iktidarda donsuz kalan muhaliflerin temsilcisi olması gereken başlar don üstünde ikili oynuyor: Muhalefet vekillerinin TBMM'deki ayrıcalıkları, partilere devlet ödemeleri, belediye rantları falan derken hem ufaktan ufaktan donanıyor hem de işgal ettikleri koltuklarda donup kalarak son kullanma tarihlerini uzatıyorlar. Hele bir ana muhalefet var ki Deniz Baykal tarafından konulduğu derin dondurucuda edindiği katılığı, hiçbir elektrik kesintisi, hiçbir seçim şoku çözemiyor. DERİN DONDURUCUDAKI MUHALEFET Dünya değişiyor, Türkiye hep daha kötüye doğru değişiyor; CHP ne ileri gidiyor ne geri. Olduğu yerde duruyor. Oy oranı yüzde 25'te donmuş. Dört ila yedi dönemdir TBMM'ye kazık çakan 21 milletvekili (adları sosyal medyada var), dondurma işlemi sırasında koltuklarına yapışmış. Kazınarak çözülemiyor, taze güçlere, yenilere yer açılamıyor o koltuklarda. Yıllardır, CHP'nin Ankara'daki genel merkezini ziyaret eden yabancı gazeteci arkadaşlarımdan dönüşte hep aynı sözü duyarım: "Politbüro!" Politbüro derken, CHP'nin MYK'sini zaten sistem donduğu için çöken eski Sovyetler Birliği Komünist Parti Merkez Komitesi Politik Bürosu'na benzetirler... Haksızlık ettiklerini düşünürdüm, meğer doğruymuş. POLİTBÜRO DONUKLUĞU Takdir