Geçen yazıda Osmanlı Devletinin 1875 yılında, 240 milyar dolarlık borç için "moratoryum" ilan ettiğini yani borç ödemelerini durdurduğunu; kurulan Düyun-ı Umumiye İdaresinin de bu borçların yaklaşık olarak 100 milyar dolarlık kısmını sildiğini belirtmiştik.
Böylece yurtdışına borçların 100 milyar dolara ve yurtiçine borçların da 40 milyar dolara düştüğünü belirtmiştik.
1881'den 1914'e kadar geçen 33 yıl boyunca, Düyun-ı Umumiye üzerinden yurt dışındaki alacaklılara, her yıl 3,5 - 4 milyar dolar faiz ve bir miktar anapara olmak üzere toplamda, yapılan ödemeler 140 milyar doları aşmıştı.
Not: Bu yazıda da kolay anlaşılsın diye "bir milyon Osmanlı Lirasını, bir milyar dolar" olarak belirteceğiz.
[Tam doğru bilgi: Bir Osmanlı Lirası = 6,614 gram altın demekti.
Bir Gram altın = 150 dolar olduğuna göre; bir gram 992,1 dolar ediyor.
Bir milyon OL da 992.100.000 Dolar ediyor]
1914 yılında birinci dünya savaşı başlayınca, yurtdışına yapılan anapara ve faiz ödemeleri durdurulmuştu.
Aradan geçen 14 yılda (1914 -1928) 100 milyar dolarlık borcun bileşik faizi, yıllık %4 faizle 70 milyar doları aşıyordu.
1924 - 1928 döneminde kısmi ödemeler başlamış ve Düyun-ı Umumiye borçları için toplamda sadece 4 milyar dolar civarında bir ödeme yapılmıştı.
1928 yılında Türkiye, indirimler alarak, borç anapara ve faizinin, yaklaşık olarak 105 milyar dolar olduğunu kabul eden bir anlaşmayı imzalamıştı.
Fakat 1928 yılında bu borçların ödenemeyeceği anlaşılınca tabir caizse Türkiye "çamura yattı" ve ödemeleri önce üçte bire düşürdü ardından da durdurdu ve diplomatik müzakereler başladı.
1933 yılında tamamlanan müzakerelerde, anapara borçlar 8.578.343 OL'na (Yaklaşık 8,5 Milyar Dolar) indirilmişti.
Bu 8.578.343 OL eşiti 79.778.590 TL (yani altın hesabıyla yaklaşık 8,5 milyar dolar) yıllık %7,5 faiz oranıyla ve taksitler halinde 1954 yılına kadar ödenerek kapatılmıştı.
TRABLUSGARP VE BALKAN SAVAŞLARI
Osmanlı Devleti birinci dünya savaşından önce zaman zaman başka bazı vergi gelirlerini teminat göstererek yeni bazı borçlar alabiliyordu fakat alınan borçlar bile ihtiyaca cevap veremiyordu.
Parasızlık askeri harcamaları neredeyse durdurmuştu.
1911 yılında İtalyanlar Trablusgarp'ı (Libya) işgal ettiklerinde askeri harcamaların yetersizliği ve finansal imkanların kıtlığı anlaşıldı.
1912 Balkan Savaşında da benzer mahrumiyetler belirgindi: Orduda donanım eksikliği had safhadaydı ve lojistik imkanları tıkanmıştı.(Not: Para dışındaki diğer konulara girmek istemiyorum)
Osmanlı Devletini yenen Balkan ülkelerinin birbirine girmesiyle bir fırsat doğmuş ve Osmanlı Ordusu karşı bir harekatla yalnız bırakılmış Bulgar Ordusunu Meriç Nehrinin batısına sürebilmişti.
Edirne'nin kurtuluşu anlamına da gelen bu minik zafere rağmen Osmanlı Devleti hem Meriç Nehrinin batısındaki Balkan tarım topraklarını hem de çok değerli bazı vergi kaynaklarını kaybetmişti.
Finansal sıkışıklık artıyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.
Maaşlarını alamayan dul, yetim ve emekliler neredeyse her ay başında ilgili kamu kurumlarını basıyor ve herkesi taciz ediyorlardı.
Padişah, Başvekil ve diğer üst düzey devlet yetkilileri bile vergi kaynakları kuruduğu için maaşlarını düzenli ve tam olarak alamıyorlardı.
(Padişah: 25.000 kuruş = 250 Osmanlı Lirası) ve Sadrazam (15.000 Kuruş= 150 Osmanlı Lirası)
Devletin çıkardığı kağıt paralar artık iş görmüyordu.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE FİNANSMANI
Tüm bu finansal musibetler yetmezmiş gibi büyük bir dünya savaşının fitili ateşlenmişti.
Devlet yetkilileri defalarca müttefiklik için İngilizlerin ağzını yoklamış fakat İngiltere ne müttefikliğe evet diyor ne de Osmanlı Devlet sınırlarına herhangi bir güvence veriyordu.
Bugünlerdeki moda tabirle İngiltere ve müttefikleri, Osmanlı Devletini "masada değil menüde" değerlendirmek istiyorlardı.
Öte yandan Almanya, başından büyük bir savaşa girmenin yanlışlığını fark etmiş ve müttefik arayışına çıkmıştı.
[Bilgi: "Başından Büyük" ne demek: Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Bulgaristan'ın toplam nüfusu 140 milyondu.
İtilaf Devletlerinin nüfusu da başlangıçta 750 milyon civarındaydı.
Daha sonra İtalya, Amerika ve Japonya gibi ülkelerin katılımıyla bu sayı bir milyarı aşacaktır.
Bugün "Bin yıl savaşsa da Ukrayna Rusya'yı yenemez" deniliyor. Sebebi "insan gücü" faktörünün kıtlığıdır.
Rusya yüksek nüfusu yetmezmiş gibi Kuzey Kore'den asker kiraladı; yetinmedi ve Hindistan'la da bir milyon işçi anlaşması yaptı. Plan: Hintliler fabrikalara, fabrika çalışanları da savaş cephesine.]
Almanya'nın Osmanlı Devletine şiddetle ihtiyacı vardı; Osmanlı Devletinin de paraya ve parayla satın alınabilecek her şeye.
Almanya'nın stratejisi belliydi: Osmanlı Devletinin Kafkaslarda ve Boğazlarda Rusya'yı; Süveyş Kanalı ve Basra Körfezinde de İngiltere'yi bloke etmesini istiyordu.
Almanya ve Avusturya da Kıta Avrupasındaki düşmanlarla savaşacaktı.
Osmanlı Devletini yanına çekmek için para, silah, mühimmat, teçhizat, kıyafet, demiryolu yapımı, iaşe destekleri ve benzeri her şeyi vereceğini vaad ediyordu.
Orduların eğitimi ve yönetimi için subay ve silah sistemleri, makina ve teçhizatı çalıştırmak ve tamir etmek için de teknik elemanlar göndereceğini ve bazılarının maaşını kendisinin ödeyeceğinin garantisini sunuyordu.
Doğrusu birbirine muhtaç ve birbirlerinin eksikliklerini tamamlayan iki devletin müttefik olması kaçınılmazdı hatta bu bir zorunluluktu.
ALMANYA OSMANLI DEVLETİNE NE KADAR PARA VERDİ
Başlıktaki bu sorunun onlarca değişik cevabı var. Rakamlar birbirini tutmuyor.
Çünkü Türkiye'ye borç veren çok sayıda Alman Kurumu vardı.
Maliye, Merkez Bankası, Savunma Bakanlığı; firmalar ve değişik kaynaklardan değişik destekler alınıyordu.
Almanya üç şekilde Osmanlı Devletine kaynak aktarmıştı.
Birincisi savaşın en başlarında 5 ve daha sonraki yıllarda da en çok 7 milyar dolar olmak üzere 12 Milyar dolar nakit.
(Avusturya Macaristan'ın gönderdiği 2 milyar dolar nakit dahil)
(Bilgi Notu: Eğer bu yazıyı şimdi değil de altının onsunun 2 bin dolar civarında olduğu 2024 başlarında yazsaydım bu rakam 12 milyar dolar değil 6 milyar dolardan bile daha düşük bir rakam olurdu fakat bu ayrıntılara takılmıyoruz.)
İkincisi, Alman devletinin kefaletiyle, Alman silah ve mühimmat şirketleri olan Krupp, Mauser, MAN, Siemens, Löwe firmalarından top, tüfek, mühimmat ve teçhizat alınıyordu.
Üçüncüsü Almanya, Osmanlı Devletine Alman Merkez Bankası, Reichsbank tahvillerini teminat göstererek para (kaime) basmasına yardım ediyordu.
Savaş döneminde Osmanlı Devleti, bu Alman tahvillerini karşılık göstererek başka tahviller çıkarmış ve satmıştı.
MAAŞLAR ÖDENDİ MORALLER DÜZELDİ
Alman Parasının Etkisi: Almanya'dan gelen paralarla önce ödenmemiş maaşlar nakit olarak ödenmiş ve moraller yükselmişti.
Komutanlar dahil bütün askeri personele yeni kıyafetler temin edilmişti.
Orduya güçlü bir iaşe sistemi kurulmuştu.
Ordu son model silah ve teçhizatla donatılmıştı.
Bu paraların harcanması ve ordunun verdiği yeni siparişler ekonomik canlanmaya yol açmıştı.
Fakat bir yıl olacağı öngörülen savaş 5 yıla yayıldı ve hesaplar şaştı.
Yine de 1914-1915-1916 yıllarında Osmanlı Ordusu, çok büyük bir para sıkıntısı çekmemişti çünkü yurtiçi borçlanmalar sayesinde devletin harcayabileceği gelirleri oluşmuştu.
Almanya Osmanlı Devletine 12 milyar dolar karşılığı nakit para verdiğini söylemiştik.
Soru: Acaba diğer savaş ekipmanları ve muhtelif malzemelerin bedeli ne kadar olabilir
Onlarca tahmin var; toplam rakamı 230 milyar dolar; hatta fazlası olarak beyan eden yayınlar var.
Daha makul kaynaklar da var.

29