'Tek vatanım var, onun için ölmeye geldim'

İran'daki muhalif aydınlar ülkelerine saldırı karşısında rejimi eleştirse de devletleriyle dayanışma gösterirken, Türk aydınlarında bu tutarlılık neden eksik?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, ABD-İsrail'in İran'a saldırısının ardından İranlı muhalif aydınların (özellikle yönetmen Cafer Penahi'nin) ülkelerine karşı gösterdikleri yurtsever duruşu örnek alarak, Türk aydınlarında benzer bir sorumluluk bilincinin eksikliğini eleştirmektedir. Bu karşılaştırmayı yapmasının nedeni, baskıcı yönetim altında bile milli bütünlüğü seçen İranlı entelektüellerin tutumunun, ulusal egemenliğin korunması konusunda daha keskin bir farkındalık yaratmasıdır. Peki muhalefet edenin devletini desteklemesi, reform talepleriyle ulusal çıkarı savunması arasında gerçek fark nerede başlıyor?

ABD'nin siyonist İsrail'le birlikte İran'a saldırmalarının üzerinden bir ayı aşkın süre geçti. Bugün yarın bitecek denilen savaş, tam tersi uzadı ve bölgeyi de kapsama alanına alarak genişledi.
"Bu bir ABD stratejisi miydi yoksa Trump tuzağa mı çekildi" tartışmaları süredursun, bu savaş kısa sürede bitse de yol açtığı şu iki sonuç çok tartışılacak: İlki, ABD ister itilerek ister planlı girmiş olsun, tarih bu savaşı ABD hegemonyasının düşüşe geçtiği ilk savaş olarak yazacak.
Trump olsa da olmasa da ABD bu çılgınlıkları yapacak, hegemonyasını sürdürmek için de bir yerlere saldıracaktı. Bu bir hegemonya savaşı.
İkincisi, İran halkının sergilediği ortak "yurtsever" tavır.
Yakın geçmişte birçok ulusal kurtuluş savaşında halkların ortak direnişi görüldü ama mevcut iktidara karşı çok güçlü bir muhalefetin olduğu İran gibi ülkelerde tam tersi bir beklenti vardı:
"ABD'nin İran saldırısı karşısında rejime muhalefet edenler ne yapacaktı"
Aslında ABD yönetimi de bütün hesaplarını buna göre yapmıştı. İran halkına ayaklanma çağrıları yapması, diasporadaki İranlıların utanç verici tavırlarının medyada bol bol yayınlanması tesadüf değildi.
Bu çağrılar öncelikle bütün dünyada tepkiyle karşılandı. Buna paralel İran halkı da onurlu bir tavır alarak ABD emperyalizmine karşı müthiş bir dayanışma örneği sergiledi.
O örneğin en çarpıcısı önceki gün medyaya yansıdı. İran sineması denildiğinde ilk akla gelen ünlü yönetmen Cafer Penahi... Penahi, İran'daki rejim tarafından cezaevine atılan, film çekmesi yasaklanan muhalif aydınların en önde geleniydi. Ayna, Taksi Tahran ve Ayı gibi Cannes, Berlin ve Venedik film festivallerinde ödül alan onlarca filme imza attı.
Bu rejim muhalifi aydın, ABD ve siyonist İsrail'in İran'a başlattıkları savaşa karşı öyle bir açıklama yaptı ki bu coğrafyada kendi ülkelerine karşı yabancılaşan Batıcı aydınlara tokat gibi bir cevap oldu.
İranlı yönetmen Cafer Penahi, Cannes Film Festivali'nde kazandığı Altın Palmiye ödülünün ardından hakkında verilen hapis cezasına rağmen İran'a döndü ve şöyle dedi:
"Tek pasaportum, tek vatanım var, onun için ölmeye geldim."
Bu yurtsever çıkışa sevgili Erol Göka hocanın ilk tepkisi sitem doluydu:
"Her zaman ülkesine sahip çıkan muhalif İranlı aydınlar ile bizim hayli yabancılaşmış aydınımsılar arasındaki fark gerçekten de çok dikkat çekicidir."
Sonra da iki ülkenin derin tarihine atıfla çarpıcı bir analiz yaptı ve şu yorumla bitirdi: