'İnsan artığı' Kırıkkanat'ın gerçek yüzü

Mine Kırıkkanat'ın Kılıçdaroğlu'na yönelik sözleri nefret söylemi olarak damgalanırken, yazarın vurguladığı asıl soru şu: Laik aydınlar ve CHP, yıllarca dindarlar, Aleviler ve Kürtlere yönelik benzer söylemlere neden sessiz kaldı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazarın iddiası, Cumhuriyet Gazetesi'nin bir yazarının Kılıçdaroğlu'na yönelik ırkçı sözleri, aslında sistemik bir ikiçüzlülüğü ortaya koymaktadır: laik-solcu kesim, dindarlar, Aleviler ve Kürtlere karşı benzer nefret söylemine uzun yıllar göz yummuştur. Bu tepkiyi yazarın öne sürmesinin nedeni, toplumsal normalleşeme için CHP ve medyada derinlemesine bir muhasebenin şart olduğunu göstermektir. Ancak söz konusu seçici tepkinin, ideolojik hesaplaşmadan ve samimi bir tavradan ziyade siyasi manevralar tarafından mı belirlendiği açık mı?

Birkaç gündür "Atatürkçüsolcu- çağdaşcumhuriyetçi" Türk aydın ve siyasetçi kesimi, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat'ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef alan şu ırkçı sözleriyle sarsılıyor:
"Kripto kılıç artığı." Entelektüel Kırıkkanat işi iyi biliyor ya, hem "kripto" hem "kılıç artığı" diyerek hedefine çifte saldırıyor ve itibarsızlaştırıyor. Ama bu kez baltayı taşa vurdu ki, çok büyük tepki aldı ve geri adım atmak zorunda kaldı. Çünkü bu kez sadece Alevi toplumu ayağa kalkmadı, her kesimden aydın bu ırkçı söyleme karşı çıktı ve Mine Kırıkkanat'ın "ırkçı" kimliği daha net görünür oldu.
Aslında o bunu hep yaptı ama laik sosyoloji hep görmezden geldi. Yıllar yılı bu ülkenin dindar insanlarını aşağıladı, hor gördü. Ne yazı yazdığı Cumhuriyet Gazetesi ne de destek verdiği CHP bu nefret suçuna karşı çıkmadı ya da çıkmak istemedi.
Etnik veya dini kimlikler bir yana aslında "insanı" aşağılaması bile umursanmadı. İstanbul'un bir ilçesinde piknik yapan insanlara ilişkin şu nefret kusan satırlar bile "çağdaş" gazete sayfalarında yer aldı:
"Don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ve türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında bebe sallamaktadır. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler... Hart hart kaşınmazlar, zaten bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı olmazlardı."
Bu utanç satırlarını yazan kadının Kürtlere bakışı da farklı değildi. Batılı, özgürlükçü görünmesine bakmayın, o görüntünün altında gerçek bir ırkçı kimlik vardı:
"Kürtler, ne yazık ki 'kültürel'den önce 'kriminal' bir varlık gösteriyorlar. (...) Ortaçağ zihniyetini yıkamayan bir topluluk, ne kendilerinin ne de ülkenin doyuracağı sayıda doğurup doğurtarak, 'fedai nüfus' üstünlüğüyle Türkiye'yi yıkmak peşinde; aç çocuk orduları terörü, mafyayı, kapkaç çetelerini besliyor yıllardır."
Herhâlde bu söyledikleri nefretini kusmaya yetmedi ki, bir de AB'ye girememenin suçunu Kürtlere yükledi:
"Türkiye, AB'nin kriterlerine uyduktan sonra bile, yine bir ölçüde Kürtler yüzünden alınmıyor."
Dindarlar, Aleviler ve Kürtler, Ortaçağ karanlığı ırkçı zihniyetin hiç değişmeyen ortak gündemi.
Bugün, "Kripto kılıç