Tolstoy ve Said Nursî'nin ortak noktaları

Tolstoy (1828-1910) ve Bediüzzaman'ın (1878-1960) hayatını ve eserlerini okuyanlar şaşırtıcı derecede benzerlikler bulabilirler.

Ömür süreleri aşağı yukarı aynı. Bediüzzaman Tolstoy'dan 50 sene sonra doğmuş, 50 sene sonra vefat etmiş. İkisi de köyde dünyaya gelmiş. ikisi de dünya malına, makam ve şöhrete ehemmiyet vermemiş, fikirleri için çok çile çekmiş, eserler yazmış, talebeler yetiştirmiş.

Ölümleri de, garip ve benzer şekilde olmuş: Birisi bir tren istasyonunda, diğeri bir otel odasında hayata gözlerini yummuş. Ve -geçen hafta yazmıştık- birinin mezarı kayıp, diğerininki belli belirsiz.

Tolstoy çocukken annesi ve babası vefat etmiş. Nursî de, küçük yaştayken ailesinden ayrılmış, ömrü gurbette geçmiş. Tolstoy dünya klasiklerini okurken, Bediüzzaman 90 kitabı ezberlemiş.

İkisinin de otorite ile başı derde girmiş. Polis takibatı yaşamış. Tolstoy, Hazret-i İsa'yı (as) Tanrı olarak görmeyi ve ona tapmayı Hristiyan temel prensiplerine aykırı bir fikir olarak nitelendirince 1900 yılında Kilise tarafından aforoz edilmiş. Bediüzzaman da, Doğuda bir üniversite talebine karşılık sus payı olarak verilen maaşı reddedince Saray tarafından Toptaşı Akıl Hastanesi'ne gönderilmiş.

Savaş çıkınca, ikisinin de orduya katılması ayrı bir benzerlik.

Fakirlere, köylülere, zavallılara ve hastalara karşı duydukları şefkat ve merhamet had safhada. En büyük düşmanları cehalet. Kurtuluşu eğitim ve inançta görüyorlar.

Tolstoy aforoz edilince Kilise dışında, köyünde mektep kurup şakirt yetiştirmiş. Bediüzzaman da Van'da Horhor medresesinde talebe yetiştirmiş. Medresetü'z-Zehra için ömrü boyunca çaba sarfetmiş. Bu mümkün olmayınca her yerde 'küçücük medrese-i nuriyeler' açmış.

Tolstoy kendi yazdığı ders kitaplarını mektebinde, Said Nursî de Risalelerini medreselerinde okutturmuş. Tolstoy'da şakirtleriyle mektuplaşmış Nursî de.

Tolstoy gerçek imana ulaşmak için çırpınırken, Said Nursî "tahkiki imanı muhtaç gönüllere ulaştırmak, Kur'an'ın sönmez bir güneş olduğunu' insanlığa göstermek için çırpınmış.

Tolstoy'un hayatı "sanatçı ve aziz" diye ikiye ayrılırken, Bediüzzaman'ın hayatı da "Eski Said, Yeni Said, Üçüncü Said" devrelerine ayrılmış.

Biri gerçek İsa (as) beklentisi içinde olmuş, diğeri "İsa'nın (as) geleceğine katî olarak inanıp hakikî dindar İsevîlerle Müslümanların birlik olup dinsizliği öldürmesi için" gayret sarfetmiş.

Tolstoy İtiraflarım'da "yazılarımda yaptıklarımın aynısını hayatımda da yaptım" derken, Bediüzzaman da ütopik şeyler değil, çoğu zaman tecrübe ettiği, hayatın içindeki gerçekleri yazmıştır. "Ben hiçbir zaman boşuna sebepsiz eser yazmadım. Mutlaka bir delile ve bir sebebe binaen yazdım. Bir ihtiyaca binaen yazdım." demiştir. (N. Şahiner, Son Şahitler-3; Bayram Yüksel'in hatıraları)

İkisi de, hemen hemen toplumun her kesimine hitap edecek eserler yazmış. Gençler, ihtiyarlar, kadınlar, hastalar, âlim-cahil herkesi muhatap almışlar. (Tarihçe-i Hayat)

Bediüzzaman Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'de aldığı maaştan kendisine yetecek kadarını ayırıp kalanını muhtaçlara dağıtmış. Eserlerinin telif ücretiyle bastırdığı kitapları ücretsiz dağıtarak millete iade etmiş. Tolstoy da malını fakirlere dağıtmış. Eserlerinin telif ücretini de dağıtmak isteyince, ailesi ile arası açılmış. (https:www.turkedebiyati.orgtolstoy)