Üstad'ın 100 yıl önceki sürgünü (2)

Said Nursî'nin sürgün döneminde kurulan el yazması ağı, devlet baskısını eğitim ve dayanışmayla aşan bir model mi, yoksa sadece dini metinlerin aktarılmasından ibaret midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 1926 sonrası Barla döneminde Said Nursî'nin oluşturduğu el yazması dağıtım ağını, sadece dinî eser üretimi değil aynı zamanda sivil direniş ve modern katılımcı eğitimin bir örneği olarak sunmaktadır. Bu iddiayı, kadınların rolü ve "Nur Postacıları" gibi tabandan yayılan dayanışma modeliyle desteklemektedir. Ancak bir sosyolojik etki olarak görülen bu hareketin, gerçekte ne kadar oyuncu kitleye ulaştığı ve baskı altında sürdürülebilirliği ne olmuştur?

Said Nursî'nin 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrası Batı Anadolu'ya (önce Burdur, sonra Isparta/Barla) sürgün edilmesi sonrası özellikle Barla hayatı esnasında ortaya çıkan Barla Lâhikası hakkında bazı şeyler söylemeden önce Barla Lâhikası kitabının Takdim kısmındaki tanımı arz ediyorum;

"Risale-i Nur'un Barla'da telif edildiği ve kalemle istinsah edilerek neşre başlandığından Eskişehir hapsi zamanına kadar olan devrede Nur'un ilk müştak talebelerinin, Nurların hemen telifi zamanında, ilk okuyup yazdıklarında duydukları samimî hissiyat, kalbî ve ruhî istifade ve istifâzalarını dile getiren fıkralarını ve Hazret-i Üstadın da bazı mektuplarını ihtiva etmektedir."

Sürgün hayatının en önemli meyvesi olan eserler (Külliyat), sadece dinî metinler değil; aynı zamanda dönemin sosyolojik yapısını ve bir "sivil itaatsizlik" modelini yansıtan tarihi belgelerdir. Özellikle bu dönemi temsil eden Barla Lâhikası ve eserlerin genel yapısı hakkında detaylara baktığımızda şu özellikleri görürüz.

Edebiyat açısından bakarsak, en çok "temsil" ve "kıyas" tekniğini kullanmıştır.

Anlaşılamayan bazı inanç konularını (öldükten sonra dirilme, kader, tevhid vb.) sıradan bir çocuğun veya bir köylünün bile anlayabileceği hikâyeler ve benzetmelerle (temsillerle) anlatmıştır. Risalelerde "tabiat tasvirleri" (Barla'nın dağları, am Dağı ve Eğirdir Gölü gibi), eserlerinde sıkça birer "tefekkür levhası" olarak kullanılır. Edebî üslubu, klasik Osmanlı Türkçesi ile o günün halk dilinin harmanlandığı, akıcı ve yüksek enerjili anlaşılabilir bir dildir

Buna göre özellikle "Barla Lâhikası", bir haberleşme ve sosyoloji belgesi olarak kabul edilmeli. Said Nursî ile talebeleri arasındaki mektuplaşmalardan oluşur. Bu mektuplar o dönem için şu anlamlara geliyordu: Baskı ve sürgün altındaki bir topluluğun moralini yüksek tutma aracı (yani bir bakıma psikolojik destek) olarak.

Matbaanın olmadığı, dinî eğitimin kısıtlı olduğu bir dönemde; mektuplar ayrıca birer ders notu vazifesi görüyordu.

Said Nursî talebelerine mealen; siz benim yazdıklarımı sadece okumayın, müzakere edin ve gerektiğinde istişare ile tashih, tanzim, tertip ve hatta telif gibi vazifelerde bulunun, diyerek onlara bir nevi "ortak yazar" statüsü vermiştir. Bu, o dönem için oldukça modern bir pedagojik yaklaşım veya "demokratik katılım"dır.

Yine bu dönemin başka bir özelliği "Nur Postacıları" diye bir tamlamanın-isimlendirmenin dillerde dolaşmasıdır. Bediüzzaman'ın bu ilk sürgün dönemindeki bu olay (Risalelerin elle birçok yerde yazılıp bazı kişiler-Nur Postacıları tarafından dağıtılması) büyük bir "sosyolojik etki", yani, Anadolu kırsalında ilginç bir dayanışma modeli doğurmuştur.