Risale-i Nur'da Ehl-i Beyt (2)

Bediüzzaman Said Nursî biyolojik bağın yanı sıra bir de manevî Âl-i Beyt kavramını nazara verir.

Buna göre, Peygamberimiz'in (asm) Sünnet-i Seniyye'sine tam manasıyla ittiba eden, onun yolundan giden ve İslâm'a hizmet eden mü'minler de manen Ehl-i Beyt'ten sayılırlar. Bu, Ehl-i Beyt'e duyulan sevginin ve onlara benzeme arzusunun bir neticesidir.

Ehl-i Beyt'in isimleri, dualarda, sanatta, edebiyatta ve günlük hayatta sıkça anılarak onlara duyulan derin muhabbet canlı tutulmaktadır.

Risale-i Nur'da Ehl-i Beyt'e muhabbet, kuru bir sevgi veya tarihî bir bağlılık olarak değil, dinin temel bir esası olarak işlenir. Bu sevginin kaynakları şunlardır:

1. Kur'ân'ın emri: Şûrâ Sûresi'nin 23. ayetinde geçen "...De ki: Ben buna karşı sizden, yakınlığa olan sevgiden başka bir ücret istemiyorum" mealindeki ifade, Ehl-i Beyt'e olan sevginin Kur'ânî bir temelinin olduğuna işaret eder.

2. Peygamber sevgisinin bir parçası olarak Ehl-i Beyt'i sevmek: Peygamber Efendimiz'i (asm) sevmenin fıtrî bir sonucudur. Onlar, "vazife-i nübüvvetin bir hayt-ı nuranîsi" yani peygamberlik görevinin nuranî bağları olarak görülür.

3. İslâm'a fıtrî taraftarlık: Ehl-i Beyt'in nesli, İslâmiyet'e fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardır. Bu silsile, İslâm'ın manevî direği ve bel kemiği olarak kabul edilir.

Ehl-i Beyt'in Vazifesi: Manevî Saltanat

Bediüzzaman Said Nursî, Ehl-i Beyt'in asıl vazifesinin dünyevî saltanat ve idarecilikten ziyade, dinin hıfzı (korunması) ve İslâmiyet'e hizmet olduğunu vurgular. Cenab-ı Hak, onları dünya saltanatının geçici ve aldatıcı meşgalelerinden çekerek, manevî saltanata, yani insanların kalplerini ve ruhlarını irşad etme görevine tayin etmiştir. Bu sebeple, İslâm âleminin manevî mürşidlerinin, büyük âlimlerinin ve evliyalarının ekseriyetle Ehl-i Beyt'ten çıkması tesadüf değildir.

Risale-i Nur'da Hz. Ali(ra), Hz. Hasan(ra) ve Hz. Hüseyin(ra)'e özel bir vurgu yapılır:

Hz. Ali (ra): İlim, cesaret, takva ve velayetin zirvesi olarak kabul edilir. Özellikle Celcelutiye kasidesi gibi manevî kaynaklar vesilesiyle Risale-i Nur'un mesleği ile Hz. Ali (ra) arasında kuvvetli bir manevî bağ olduğu ifade edilir.