Parfüm gibi bir sabah
Parfümü değil, anıyı satın alırız; ama savaş alanlarında çocuklar ne satın alıyor?
Yazar, kokuyu hayatın en derin duygularıyla bağlayan şiirsel bir analiz sunarak, parfümün üst-orta-alt notalarını aile, nostalji ve kimliğin katmanlarıyla eşleştiriyor. Ortadoğu'daki çatışmaları yazının ortasına yerleştirerek, lüks ve özlemle savaş gerçekliği arasındaki acı çelişkiyi vurguluyor. Peki, bu yazı güzel kokmaktan daha fazlasını talep eden bir dünyada, estetik tasvirlerin siyasi sorumluluğu nereye kadar uzanmalı?
Önce bir not: Bu yazıyı okurken şişeyi açmanıza gerek yok.
Çünkü koku zaten burada. Kelimelerin arasında, virgüllerin soluk aldığı yerlerde, noktaların duraksadığı anlarda. Burnu olan okusun diyeceğim ama hayır, burnu olmayan da okusun. Çünkü koku yalnızca burunla alınmaz. Bazen yüreğin en eski rafından gelir. Bazen bir ismin sesi gibi çarpar yüzünüze. Bazen annenizin mutfağı, bazen toprağın çamur sanılan özü, bazen bir şehrin sabah namazından arta kalan sessizliği. Belki de bu yüzden insanlar parfüm alır; şişeyi değil, o anı satın almak için.
Formülü şöyle
Üst nota, sabah ezanının henüz dağılmadığı o yarım dakika. Minareden inen ses en sevdiğinizin saç teli gibi incedir ve her şeyin üzerine konar: çatılara, çınar yapraklarına, uyuyan çocukların saçlarına. Siz daha gözlerinizi açmadan o koku içeri girer. Camın soğukluğu, demliğin dumanı, ekmeğin henüz pişmediği ama pişeceğini vaat eden sıcaklık. Üst nota böyledir; ilk çarpar, en güçlü hissettirir, ama en çabuk da o geçer. Asıl soru şudur: altında ne var
Orta nota, ellerin kokusu. Babam yalnız kaldığında tütün kokardı; ama o hep yalnız kalmayı seven biri değildi ki. Aslında babamın asıl kokusu ud ve miskti, kendine has tonlarıyla, hiçbir şişede bulamayacağınız o karışımla. Kapıdan girdiğinde bütün ev onun kokusunu fark ederdi, o fark etmeden. Ama ellerine bakarsanız asıl hikaye oradadır: bakır ve zanaat, metalin o soğuk ve dürüst kokusu, emeğin saat kaç olduğunu söylemeden anlatan o iz. İnsanın elleri yalan söylemez. Eller her şeyi söyler; neyi tuttuğunu, neyi bırakmak zorunda kaldığını, kimi uğurladığını.
Alt nota, toprak. Ve parfümcüler şunu bilir: alt nota en geç açılan ama en uzun kalan notadır. Dicle'nin kıyısındaki mi, Nil'in çamurlu bereketindeki mi, Anadolu'nun ağıt tutan kayalıklarındaki mi Hepsi. Hepsinin altında aynı şey yatıyor: geçmişin ölümsüz uykusu ve geleceğin sabırsız nefesi. Bu koku kalıcıdır. Üzerinize bulaşır, yıkayamazsınız. Ama neden yıkayasınız ki
Şişeye koyamadıklarımız
Bir çocuğun güldüğünde açılan ağzındaki o taze ıslaklık. Kapının kilitlendiği anda yayılan yalnızlığın keskin kokusu. İki insan barıştığında havada beliren, adını bilmediğimiz ama herkesçe tanınan o hafif nem. Ve savaşın üzerinden kalkan duman, o koku da var maalesef. Onu da yazmak zorundayım çünkü parfüm formülleri yalnızca güzelden yapılmıyor; hakikaten de yapılıyor.
Hayatınızda bazı insanlar vardır. Gelirler, geçerler, ama bir koku bırakırlar. Onları düşünmek için çaba harcamazsınız; zihniniz kendiliğinden döner onlara. Bilim bunu şöyle açıklar: koku, hafızayla en doğrudan bağlantısı olan duyudur. Ben şöyle açıklarım: bazı insanlar ruhunuza işler, bedene değil. Babamın elleri öyleydi. Artık fiziksel olarak tutamadığım o eller, hâlâ bazen bakır ve metal kokusuyla geliyor rüyalarıma. Base nota budur işte. En son açılan, en uzun kalan.
Şimdi bir an durun.
En sevdiğinizin kokusunu hayal edin: belki anneniz, belki.. Parfümünü değil, kendisini. Sabah uykusundan henüz çıkmamış o halini, teninin geceyle kurduğu o sessiz anlaşmayı. Saçının ısısını, boynunun çukurunda biriken o hafif tuzluluğu. Kucağınıza yaslandığında kazağından yayılan o kokuyu; yün mü, sabun mu, biraz yorgunluk mu, biraz da evden mi Tam adını koyamadığınız ama gözlerinizi kapattığınızda doğrudan ciğerinize inen o kokuyu. Belki şu an yanınızda değil. Belki uzakta, belki yalnızca yüreğinizde. Ama onun yastığına bugün yüzünüzü gömseydiniz,

18