"Aşk bezirgânı, sermaye canı"

Derviş olmak sadece kişisel aydınlanma değil, Filistin'de, Gazze'de, Suriye'de yaşananların durmasını sağlamak için mücadele etmek değil midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, derviş tanımını yeniden ele alarak, iç dünyada incelmekle birlikte dünyada olup bitenlere karşı eylemli olması gerektiğini savunuyor. Pasif romantizmi dervişlikle karıştıran tanımları reddederek, Müslümanın toplumsal sorumluluktan uzaklaşamayacağını öne sürüyor. Ama bireysel ruh halinin iyileştirilmesi ile siyasi aktivizm arasında çizilen sınırlar gerçekten bu kadar keskin olmalı mı?

Dervişin kim olduğuna dair onlarca, yüzlerce tanım okudum, duydum. Kimileri çok hoşuma gitti, kimisini yetersiz, kimisini saçma buldum.

En sevdiğim tanımlardan birini Ömer Tuğrul İnançer hazretlerinden duymuş idim: "İnsanın incelmişine Müslüman, Müslümanın incelmişine derviş denir."

İncelmek, evet. Bir yandan kula, bir yandan Allah'a, bir yandan da kendine doğru incelmek. Derdini dermanın belleyerek o dermanı elinin tersiyle itebilme cesareti belki hatta. Zor mesele.

"Derviş tanımı okudun, işittin de hiç derviş gördün mü" diye sorarsanız işimiz epey çetrefilleşir. Her şeyden önce dervişin mikdarın takdir edebilecek biri olmadığım için bilemiyorum gördüklerimin derviş olup olmadığını. O halde şöyle söyleyeyim: "Derviş görüp görmediğimi söyleyemem ama bazı dervişlikler gördüğüm doğrudur."

Bir yatsı namazını müteakip Şam'da bir zaviyede, bir gecenin dibinde Saraybosna'da bir dergâhta, bir ikindi sonrası Karagümrük'te, bir Ramazan akşamında Üsküdar'da, çocukluğum boyunca o uzak köyde... Ne saadetli bir adam olmalıyım ki "dervişlik" hayatım boyunca müşahede ettiğim bir şey olageldi.

Doğru. Tekkede, dergâhta, zaviyede, asitanede... Derdi zaten dervişlik etmek olan adamların dervişliklerini görmek de büyük saadet lakin bir başka dervişlik biçimi daha var. Daha doğrusu adına "dervişâne"lik dediğimiz pek mutlu, pek saadetli bir insan hâli var. Olana razı, olmayana zaten razı, olanda hayır gören, olmayanın zaten pek hayırlı bir olmayış olduğunu sezen bir hâl.

Yanılmayalım. "Küllenmiş ekmekler yerdik, razı" diyen Sezai Karakoç elbette "dervişâne" bir hâl üzere yazmış o dizeyi. Zaten yaşantısı da baştan aşağı bir dervişlik biçimi rahmetlinin. Lakin bu seçim onu "Müslüman kardeşinin hakkını talep etmek" konusunda bir yanlış anlamanın kucağına da itmemiş.

Çünkü dervişlik başka, eziklik başka. Dervişânelik başka, dünyada olup bitenlerin olup bitmemesi için gayret etmemek başka. Derviş olmak dünyada olup bitenden el etek çekmek, muhtemel ve muhteşem bir gelecek hayaliyle bugün içinde yaşadığımız dünyayı ıskalamak dervişlik değil.

Ah. Unutuyordum. Yakın zamanda kaybettiğimiz Bosnalı büyük şeyh Halil Brzina Efendi, Bosna Savaşı'nda Bosna ordusunun elit birliklerinin kumandanlığını yapmış idi. Elinde tespihi ve tam otomatik makinelisi ile bir derviş.