Yazı, Üftâde Hazretleri, Somuncu Baba ve Niyazî-i Mısrî gibi Bursa'nın tarihî dervişlerinin, ilim ve irfan yanında sosyal sorumluluk ve fedakârlıkla öne çıktıklarını anlatır. Bu evliyaların halka hizmet etme, adalet uğruna sürgün ve zulüm göğüsleyerek imanlarını koruma tutumlarını örnek gösterir. Acaba günümüzün dinî liderliği, bu kadar kurban ve sorumluluk bilincini taşıyor mu?
Osmanlı'nın ilk başşehri Bursa, sadece sultanların değil; Üftâde Hazretleri, Somuncu Baba ve Niyazî-i Mısrî gibi gönülleri irşad eden manevî sultanların da şehri oldu.
Dizi: Bursa'nın Fethinin 700. yılı - 8
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...
"Dervişlik ne güzel sultanlık imiş"
Dervişleri anlattığı şiirinde dervişliği sultanlıkla tarif eden Üftâde Hazretleri de Hüdavendigâr'ın 'sultan' sıfatlı maneviyat mihraklarındandı. 1490 yılında şehrin Araplar mahallesinde doğmuştu. Adı Mehmed, lakabı Muhyiddin'di. Hacı Bayram'ın halifelerinden Hızır Dede tarafından yetiştirilmiş, o da Aziz Mahmud Hüdâyî'yi yetiştirerek manevî silsileyi devam ettirmişti.
Ulu Cami'de fahrî müezzinlik yaparken minareye çıkarak ezan okumaya başladığında, her seferinde çevredeki kuşlar şerefenin pervazına konup ezanı dinlerlerdi. Bir gün imamın ısrarı üzerine kendisine verdiği birkaç akçelik cüz'i ücreti kabul etmişti. Ertesi sabah yine minareye çıkıp ezan okumaya başladığında kuşları görmeyince çok üzülmüştü.
O zaman hatırlamıştı ezanı makamlı ve güzel okuduğu için verilen ücreti aldığını. Kuşların hareketinin, kendisine 'manevî mertebeden üftâde oldun, yani düştün' şeklinde bir ikaz olduğunu anlamış ve hem o ücreti almaktan vazgeçmiş, hem de 'düşen, düşkün, zavallı, bîçare, aşık' gibi manalar ifade eden 'üftâde' tabirini şiirlerinde mahlas olarak kullanmıştı.
İlk şehirde Doğan Bey ve Namazgâh mescidlerinin yanı sıra Emir Sultan Camii'nde imam hatiplik yaparken verdiği vaaz u nasihatler ve Yunus tarzında yazıp divan şeklinde tanzim ettiği şiirleri, ilâhileri, gazelleri, kasideleri vesilesiyle ahalinin sevgisine mazhar olmuş ve çevresinde geniş bir intisap halkası tezahür etmişti.
"Hakka aşık olanlar, zikrullahtan kaçar mı
Ârif olan cevheri, boş yerlere saçar mı
Miskin fakir Üftâde'yi, içi-dışı pür yâreyi,
Terk etmeyin bîçareyi, dosttan haber verin bana."
ÜFTADE HAZRETLERİ BURSA KALESİNİN DİBİNDE SIRLANDI
Böyle beyitlerle yüzlerce şiir yazıp ilâhi besteleyen Üftâde Hazretleri, ömrünün sonlarına doğru Uludağ'ın Hüdavendigâr'a ve ovaya münazır sırtlarında, kestane ağaçlarının arasında hususî bir dergâh açmış; irşad meclisini ve zikir halkasını orada teşekkül ettirmiş, divanlar dolduran ilahilerini orada terennüm etmişti.
90 yıllık uzun ve bereketli ömrünü tamamlayıp 1580 yılında vefat ettiğinde tarikat ıstılahından olan 'Şeyhler vefat ettiklerinde dergâhlarının haziresine defnedilirler' hakikati mucibince, Bursa Kalesi'nin surları üzerinde kurulan Üftâde' külliyesindeki türbesine sırlanmıştı.
***
SOMUNCU BABA GELDİ
"Somunlaaarr, mü'minleeerr!.."
"Ey ahali, Somuncu Baba geldiii."
O yıllarda Hüdavendigâr sokakları bu müşfik seslerle yankılanırdı. İnsanlar bu sesleri duydukları anda işlerini, güçlerini bırakırlar ve sesin geldiği tarafa koşarlardı. Kimi onun sırtındaki sepetten ihtiyacı kadar ekmek alırdı, kimi duasına talip olurdu. Kimi de onu bir sefer daha görüp selâmlaşmanın hazzını hissederdi.
Peygamber Efendimizin (asm) 24. nesil silsilesine mensup olduğundan Seyyid sayılan Somuncu Baba'nın asıl adı Hamid idi. 1331 yılında Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuş, ilk eğitimini Horasan erenlerinden olan babası Şemseddin Musa Efendi'den almıştı. Onun teşviki ile Şam'da, Tebriz'de, Hoy'da, Erdebil'de eğitim görmüştü.
Daha sonra Beyazıd-i Bestamî Hazretlerinin manevî himmetine mazhar olmuş, Alaeddin-i Erdebilî'den icazet alarak Hüdavendigâr'a gelip inzivaya çekilmişti. Ahalinin ekseriyetinin fakr-u zaruret içinde olduğunu görünce inzivahane olarak kullandığı küçük menzilde bir tekne temin edip ocak açarak somun pişirip halka dağıtmaya başlamıştı.
Hamur teknesi küçük, fırın ocağı dar olsa da bütün ahali gelse hepsine yetecek kadar ekmek çıkardı ama o, onların gelmesini beklemez sepetine doldurarak kendisi götürürdü. Sırtındaki sepetten ekmeği kimin ne kadar aldığına, alanın Müslüman olup olmadığına, cinsine, dinine, nesebine bakmazdı.
Osmanlı'nın ilk şehrinde Ulu Cami yapılmaya başlanınca, caminin inşaat işleri ile meşgul olan İvaz Paşa'ya giderek devlet un verdiği takdirde inşaatta çalışan işçilerin ve ustaların ekmek ihtiyacını karşılayacağını söylemişti. Paşa unu temin edince bir seferde ancak on ekmek pişecek kadar küçük fırınında her gün beş yüzden fazla işçinin ekmek ihtiyacını karşılamıştı.
ULU CAMİ'NİN AILIŞINDA İLK HUTBEYİ OKUDU
Ulu Cami'nin ibadete açılışı sırasında caminin banisi Yıldırım Bayezid Han, açılış hutbesini aynı zamanda damadı olan Emir Sultan'ın okumasını istemişti. O, cemaatin içinde kendisinden büyük bir evliyanın olduğunu söyleyerek Somuncu Baba'yı göstermiş ve hutbeyi onun okumasının daha münasip olacağını ifade etmişti.
Şeyh Hamid-i Velî Hazretleri diyerek davet edilen Somuncu Baba hutbede, Fatiha Sûresi'ni, herkesin seviyesine göre anlayacağı yedi farklı şekilde tefsir etmişti. Namazı müteakip ayrı kapılardan çıkan cemaatin hepsinin, Somuncu Baba'nın elini öptüğünü söylemesi üzerine sırrının ifşa olduğunu anlayarak şehirden ayrılmaya karar vermişti.
Şehirden ayrılırken kimseye haber vermediği halde şehrin dışında, büyük bir çınarın altında dinlenirken Emir Sultan gelmiş ve gitmemesini istirham etmişti. Sırrının ifşa olduğunu, artık burada kalamayacağını söyleyen Somuncu Baba, çınarın altında durup hasretle yeşil denize bakarak dua etmişti:
'Hep yeşil kalasın Hüdavendigâr.'
O mevkie 'Dua ınarı' adının verilmesine vesile olan bu duanın ardından Kayseri'de, Aksaray'da, Darende'de açtığı dergâhlarda Hacı Bayram Veli gibi büyük âlimler, evliyalar yetiştiren Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri 1412 yılında Darende'de vefat etmiş ve dergâhın haziresine sırlanmıştı. Ardında onlarca dergâh, binlerce derviş, akıllarda halinden dert yananlara söylediği veciz bir nasihat kalmıştı:

5