Bursa'da Nur Hizmeti gençlerle inşirah buldu

Bursa'da bir leblebicinin dükkânı, üniversite profesörlerinin eleştirisine rağmen Risale-i Nur hizmetinin merkezi oldu—ancak fedakarlık ve samimiyetin gerçekten meşru başarıya yol açması, yoksa sadece içsel tatmin sağlaması mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Bursa'da Risale-i Nur hareketi etrafında gelişen ve gençleri örgütleyen bir toplumsal dinamiği, işletmeci Ali Akmaç'ın fedakârlığı ve samimiyeti üzerinden anlatıyor. İddiası, ticari başarıdan ziyade imanî amaç güden bir insanın yaptığı işin şehirde derin toplumsal değişim yarattığı yönünde; ancak bu değişimin devlet baskısı altında sürdürülebilirliği, ideolojik karşıtlık karşısında uzun vadede mümkün olup olmayacağı belirsizdir.

ÜNİVERSİTE GENÇLERİNİN DERS HALKALARINA KOŞMASI, BURSA'DA RİSALE-İ NUR HİZMETİNİN İNTİŞAR VE İNŞİRAHINA VESİLE OLMUŞTU. SAHABE SAFİYETİYLE KENETLENEN GENÇLER, İMAN HİZMETİNİN ŞEHİRDEN KÖYLERE KADAR YAYILMASINA VE KALICI BİR ZEMİN KAZANMASINA İMKÂN SAĞLAMIŞTI.

Dizi: Bursa'nın Fethinin 700. yılı - 13
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...

ESERLER OKUNDUKA MÜŞTAKLARI ARTTI

Aynı yıllarda Bursa'nın Aksu Köyü'nde yaşayan Berber Yaşar, 'Bediüzzaman bu zamanın en büyük evliyasıdır. O bir güneştir. Biz onun yanında ancak mum ışığı kadar ışık veririz. Onun eserlerini okumaya devam et' diyen Nakşî Şeyhi Mehmed Necati Efendinin tavsiyesi üzerine tanıdı Bediüzzaman Said Nursî'yi ve Risale-i Nurları. (Osman Zengin, Yeni Asya, 5 Ağustos 2021) Fırıncı Mehmed, memleketi olan İnegöl'e gidip gelirken uğradıkça Berber Yaşar'ın evinde Erdoğan'ın, komşularının, arkadaşlarının da iştiraki ile Risale-i Nur okudular.

1952 yılında leblebicilik yapmak üzere Tavşanlı'dan Bursa'ya gelen Ali akmak, Orhan Camii önünde tahta bavul içinde Risale sergileyen Muzaffer Aslan ile tanıştı. Onu Tomruk Han'daki dükkanına götürerek misafir etti. Risaleleri alarak isteyenlere vermek üzere dükkanına koydu. Onlara Ali Akdağ da katıldı ve birlikte Risale okuyarak esnaflar arasında Nur derslerini başlattılar.

"Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüt ve ittihadı muhafaza eden bir halis kardeşimiz, bir veliden ziyade mevki alır." (Şualar, s. 266.)

Bediüzzaman Hazretlerinin bu sözü, pek çok Nur Talebesi gibi Bursa'da Ali akmak'ın, Muhasebeci İbrahim'in, Sami Pala'nın şahsında da tecelli etti. Sami evinde, Ali de dükkânında haftanın muayyen günlerinde arkadaşları, komşuları ve başka illerden ziyarete gelen Nur Talebeleri ile Risale okumaya devam ettiler.

Bursa'ya, çalışıp ailesinin geçimini temin etmek maksadı ile gelen Ali akmak hayatının gayesini, ticaret yapıp para kazanmaktan ziyade her vesile ile Risale-i Nurları isteyenlere ulaştırıp dükkânda da olsa Nur derslerini devam ettirmek addedince hem ticarî işleri iyileşti, hem şehirde Nur hizmetinin intişarı hızlandı.

ÜNİVERSİTELİ GENLER DERSLERE İLGİ GÖSTERDİLER

Bilhassa üniversiteli gençler Risale-i Nur derslerine o kadar ilgi gösterdiler ki Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin Prof. Dr. ünvanlı bazı hocaları, üniversiteli Nur Talebelerini göstererek -hitaba muhatap olan Ramazan Oruç'un ifadesiyle- "Bunlar bizi dinlemiyorlar, Tomruk Han'daki leblebicinin önünde diz çökerek Risale dinliyorlar" diyerek sitem etmelerine sebep oldular.

İKİ BİN DÜKKÂN YANDI RİSALELER YANMADI

24 Ağustos 1958 tarihinde çıkan ve iki binden fazla dükkânın tamamen yandığı büyük Bursa yangınında sadece onun dükkanının yanmamasını ve Risalelere zarar gelmemesini ahali onun kerameti olarak görürken o kendisinin değil, Nur hizmetinin kerameti sayarak zamanının çoğunu hizmete ayırdı. Muzaffer Aslan'ın yanı sıra Sungur, Fırıncı, Birinci gibi Bediüzzaman'ın talebeleri ile tanıştı. Onların sık sık gelmeleri neticesinde onun leblebici dükkânı Bursa'da Nur hizmetinin merkezi hüviyetini kazandı.

Ali akmak, 1958 yılında Emirdağ'da Üstadını ziyaret edip duasını aldıktan ve hizmet ettiği şehir, 'Konya nasıl ehl-i tetkikin merkezi ise, Bursa da ehl-i tahkikin merkezi idi. Bursa'yı Isparta gibi Barla gibi kabul ediyorum." (Ali akmak. B.K.V. s. 52, 61) şeklindeki takdirine mazhar olunca Bursa'ya hususî bir sevgi duydu ve Bursa'da yaşayıp hizmetlerini orada yapmaya karar verdi.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin vefatından sonra da Bursa'da Risale-i Nur hizmetleri istikrarla devam etti. Kanlı, kinli Altmış İhtilâli'nde memleketin hemen her yerinde olduğu gibi Bursa'da da ihtilâlciler ve onlara destek veren bazı Halkçılar, çeşitli vesilelerle Nur hizmetlerine engel olmak istedilerse de başaramadılar.

Risale-i Nurlardaki imanî, içtimaî bahislerin okunması şeklinde devam eden bu derslere gelenler Bursa'da da önceleri 'Nurcular' tabiri ile adlandırılırdı. Zamanla Risale-i Nurları okuyanların yanı sıra yazarak hizmet eden bazı Nur Talebeleri de gelince Nurcular ekser ahali tarafından 'okuyucular' ve 'yazıcılar' tabirleri ile tavsif edildiler.

"Velâyetin kerameti olduğu gibi, niyet-i halisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bilhassa lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samimi tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hatta şöyle bir cemaatin şahs-ı manevîsi bir velî-i kâmil hükmüne geçebilir, inayata mazhar olur." (Hizmet Rehberi, s. 359.)

YENİ ASYA İSMİ İŞTİHAR ETTİ

Nur Hareketinin tarihî akışı içinde Bediüzzaman'ın dua mahiyetindeki bu tebşiri de gerçekleşti. Altmışlı yıllarda halis, samimi Nur Talebelerinin iştiraki ile İstanbul'da yapılan ve Bursalı bazı Nurcuların da katıldığı istişarelerde, Nur Şakirdlerinin şahs-ı manevîsi, Umumî Meşveret Heyeti şeklinde teşekkül etti.

Bediüzzaman Hazretlerinin müşahedesi ile bir nevi 'velî-i kâmil hükmüne geçen' o manevî şahsiyetin aldığı karar neticesinde Yeni Asya gazetesi günlük olarak neşir hayatına başladı. Memleketin hemen her yerinde olduğu gibi Bursa'da da gazete bürosunun açılması ve dağıtımının yapılması üzerine Nur cemaatinin ana gövdesini teşkil eden 'okuyucular' grubu, Yeni Asya ismiyle iştihar etti.

ZAMANE ZALİMLERİ NUR'U SÖNDÜRMEK İSTEDİ

Her zamanın zalimi vardı ama bunlar Timur taunundan ve Yunan işgalinden daha dehşetli çıktılar. Onlar dışarıdan gelmişlerdi, bunlar içeriden türediler. İlke ve inkılâp softalarından cesaret alarak Bursa'nın manevî sultanlarına musallat olup meş'ale misâl ışık kaynaklarını söndürmek maksadıyla topyekûn saldırıya geçtiler.

"Devletin sosyal ve ekonomik veya siyasî veya hukukî düzenini, kısmen de olsa dinî esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasî amaçla veya siyasî menfaat temin ve tesis eylemek masadıyla, dinî veya dinî hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek propaganda yapan veya telkinde bulunan kimse, beş yıldan on yıla kadar hapisle cezalandırılır."

Emredenlerin, yazanların niyetleri gibi ifadelerinin de bozuk olduğunu gösteren bu cümle, Türk Ceza Kanunu'nun meşhur 163. maddesi idi. Cumhuriyet tarihi boyunca, bilhassa yirmili, otuzlu, kırklı yıllarda ve kanlı ihtilal, kinli muhtıra zamanlarında muttaki mü'minlerin, hassaten Nurcuların yakalarından hiç düşmedi.

Devletin işleyişine hükmeden 'zındıka' sıfatlı zararlı zihniyetlerin vesvese vesilesi, tahakküm bahanesi olan bu mahut madde, 12 Mart 1971 tarihinde Demirel Hükümeti'ne verilen askerî muhtıranın akabinde memleketin hemen her yerinde olduğu gibi Bursa'da da Nurcuların evlerine, işyerlerine baskın yapma sebebi sayıldı.

24 Haziran gecesi Sami Pala'nın ve Ali akmak'ın evlerine yapılan âni baskınlarda hane sahipleri Sami'nin ve Ali'nin yanında Feyzi Allahverdi, Ahmed Aydın, Ali Osman Akpınar, Süleyman Yücedağ, Eyüp Otman, Ahmed Arkın ve 13 yaşındaki Nuri Otman kelepçelendi. Evlerde bulunan Kur'ân-ı Kerîm, Risale-i Nur, dinî kitap, takke, tesbih, seccade, levha gibi malzeme ve eşyalar suç delili sayılarak alındı.

İki gün kadar nezarette kalan maznunlar, ifadeleri alındıktan sonra mahkemeye sevk edilmek istendiler. Onların adlî muamelelerini Avukat Necdet Doğanata takip etti. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi davayı almadı. İzmir Sıkıyönetim Mahkemesine sevk edilmek istendiler, o mahkeme de davayı kabul etmedi. Nihayet dört buçuk ay kadar sonra İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi davayı görmeyi kabul etti.