Bir medeniyetin doğuşu: İlk şehir bursa

Osman Gazi, Bursa'yı fethetmek için savaş değil, adalet ve emniyeti sağlayarak insanları İslâm'a çeken bir yönetici olarak mı yoksa siyasi genişleme hedefi güden bir beylik kurucusu olarak mı değerlendirilmeli?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Osman Gazi'yi sadece militarist bir fatiş değil, dinî ve ahlakî ilkelerle hareket eden bir lider olarak sunmaktadır. Bunu göstermek için onun Bizans tekfurlarına karşı dahi dostluk teklifi yaptığını, gayr-i müslimlere saygı gösterdiğini ve cihad motivasyonunu 'ilâ-i kelimetullah' (Allah'ın kelimesini yükseltmek) olarak tanımlamaktadır. Ancak bu tarihî anlatı, dönemin jeopolitik çıkarlarından tamamen bağımsız olarak değerlendirilebilir mi?

Kayıların yurt arayışıyla başlayan tarihî yürüyüş, Ahlat'tan Mardin'e, Pasinler'den Söğüt'e uzanmış; nihayet ilk şehir Bursa'da devletleşen bir çınarın kökleri atılmıştır.

Dizi: Bursa'nın Fethinin 700. yılı - 1
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...

Hüdavendigâr...

Eski ve yeni adıyla Bursa.

Ahalinin dilinde yeşil deniz.

Sultanların indinde Dârü's-saltana.

Somuncu Baba'nın ifadesiyle 'yeşil şehir.'

Üftâde Hz. için evliya-i azimenin toplandığı şehir.

Evliya elebi'nin nazarında 'Sudan ibaret ruhaniyetli bir şehir.'

Bediüzzaman'a göre 'Ehl-i tahkikin merkezi ve altı da üstü de evliya dolu şehir.'

Osmanlı'nın fethettiği, devletinin temelini attığı, şeairi ile şekillendirip pây-i taht yaptığı ilk şehir.

ANADOLU'YA İLK ADIM

13. yüzyılın başlarıydı. Moğolların Orta Asya'yı istilâ etmesi üzerine Oğuz Boyu dağılınca o boya bağlı olan Kayı aşireti de ata yurdunu terk ederek Anadolu'ya doğru göç etmişti. Büyük Selçuklu hükümdarı Alpaslan'ın Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapılarını açması üzerine Gündüz Alp'in riyasetindeki Kayı aşireti Ahlat taraflarında konaklamıştı.

Eyyubîler Ahlat'ı alınca oradan ayrılmak zorunda kalan Kayı aşireti, Moğollar bölgeyi istilâ edince bölgeden de ayrılıp Mardin civarında hüküm süren ve kendi soylarından gelen Artukoğulları'nın himayesine girmişti. Moğolların Mardin'e ve çevresine saldırmaları üzerine oradan da ayrılmış ve Anadolu içlerine hareket etmişti.

Kayı aşireti Erzurum yakınlarındaki Pasinler Ovası'nda konakladığı sırada aşiretin reisi Gündüz Alp hastalanmış, kısa süre sonra da vefat etmişti. Oğullarından Sungur Tekin ve Gündoğdu Bey Ahlat'a dönmek isterken Ertuğrul Bey ve Dündar Bey kendilerine bağlı obalarla, herhangi bir hedef seçmeden Anadolu içlerine doğru gitmeye kakar vermişlerdi.

Ertuğrul Gazi riyasetindeki Kayı aşireti Sivas yakınlarına geldiğinde 1230 tarihinde Yassıçimen mevkiinde Moğollarla Selçukluların savaştıklarını görmüştü. İslâm'ın âdabından olan 'zayıfa yardım etme' düsturundan hareket ederek zayıf tarafa yardım etmiş ve yenilmek üzere olan Selçukluların savaşı kazanmalarına vesile olmuştu.

SÖĞÜT'Ü YURT TUTTULAR

Bu hareketi üzerine Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubat'ın iltifatına, ihsanına mazhar olan Ertuğrul Gazi, bir süre Ankara yakınlarındaki Karacadağ mevkiinde konakladıktan sonra kendi isteği ve hükümdarın hükmüyle Bizans sınırına yakın olan Söğüt'ü yurt tutmuş, çevredeki bazı tekfur kalelerini fethederek aşiretine beylik hüviyeti kazandırmıştı.

Bu arada yaşı bir hayli ilerleyip yüze yaklaştığı için aşiretin idaresini, 1258 yılında Söğüt'te doğup büyüyen oğlu Osman'a bırakmak istemişti. Düşüncesini önce oğulları Savcı ve Gündüz'e açmıştı. Onlar makul bulunca kardeşi Dündar Beye hal danışmış, onun çocukları olan yeğenleri ile istişare etmiş, fikirlerini sormuştu.

Aşiret mensupları tarafından 'kara' sıfatı ile anılan Osman; fıtraten mert, dürüst, muttaki bir mü'mindi. İyi ata binmesinin, kılıç kullanmasının, ok atmasının, kahramanca savaşmasının yanı sıra yumuşak huylu, merhametli, müşfik, adaletli, mükrim, yardımsever, cömert, misafirperver bir insandı. İnsanî hasletleri ve İslâmî meziyetleri sayesinde yalnız kardeşlerinin, aşiretinin, Müslüman ahalinin değil, ekser gayr-i müslimlerin de takdirini, saygısını, sevgisini kazanmıştı.

OSMAN GAZİ'NİN BEYLİĞİNE İTİRAZ EDEN OLMADI

Ekseriyeti akranı, arkadaşı, akrabası olan akıncılarla Bizans topraklarına yaptığı akınlarda ahaliye zarar vermez, gerektiğinde yardım ederdi. Onların dinî, millî değerlerine saygı gösterir, onlardan da kendi dinî, millî değerlerine karşı saygı beklerdi. Aşireti ile tekfurlar arasında çıkan meseleleri anlaşarak halletme cihetine giderdi. Anlaşmaya yanaşmayan bazı tekfurların hisarlarını kuşatmış, ahaliye zarar vermemeye dikkat ederek kaleleri fethetmişti.

Kendi tabası olan gayr-i müslim ahali ile birlikte çevredeki tekfurluklarla, onların idaresi altındaki insanlarla ve Hristiyan, Yahudî, Rum tüccarlarla, Bizanslı tacirlerle iyi komşuluk ilişkileri kurmuş, çoğunun İslâm'ı sevmesini sağlamış, bazılarının ihtida etmesine vesile olmuştu. Onun için dahilde ve hariçle beyliğine pek itiraz eden olmamıştı.

ŞEYH EDEBALİ'DEN KILI KUŞANDI

Babası Ertuğrul Gazi hayatta iken aşiretin başına geçen Osman Gazi, ilk olarak aşiretine Selçuklu devleti nezdinde 'Beylik' statüsü kazandırmıştı. Babasının vefat etmesi üzerine 1299 yılında ona hitaben 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' diyen Şeyh Edebali'nin eli ile kılıç kuşanmıştı. Karacahisar'da adına hutbe okutmuş, fethetmek istediği ilk şehir olan Bursa'ya yakınlığını nazara alarak Yenişehir'i beyliğinin merkezi yapmış, zamanının muteber teamüllerine uyup kendi ismine izafeten 'Osmanlı' adını vererek beyliğini ilân etmişti.

Aşiretin, yaşı kemale ermiş ak sakallı uluları ile birlikte âlimleri, şeyhleri, erenleri, evliyaları da beylik çadırının direği sayan Osman Bey, onlara hürmette kusur etmezdi. Geldikleri zaman otağında ağırlar, gelmeyenleri ziyaret ederdi. Onlardan biri de Şeyh Edebali idi. Sık sık onun dergâhına gider, bazen günlerce dergâhta kalarak hocasından ders alır, zikir halkasına katılır, ilminden istifade eder, feyzinden feyizyâb olurdu.

O günlerden birinde Şeyh Edebali'nin dergâhında misafir kaldığı gece, istirahata çekilmeye hazırlandığı hücrenin dolabında Kur'ân-ı Kerîm'i görünce uzanıp yatmaya hicap etmişti. Kalkıp Kur'ân-ı Kerîm'i alarak okumaya başlamıştı. Gecenin ilerleyen vakitlerinde oturduğu yerde Kur'ân okurken uyukladığı esnada bir rüya görmüştü.

OSMAN GAZİ'NİN DEVLET RÜYASI

Osman Gazi rüyasında dergâhtan hilâl şeklinde bir ayın çıktığını, yükseldikçe büyüyüp parlayarak bedir halini aldığını ve gelip koynuna girdiğini görmüştü. Sabahleyin rüyasını şeyhine anlatınca, Edebali onun yaşadığı hadisenin rüyadan ziyade, manevî âlemde vuku bulan yakaza hali olduğunu anlamıştı.

Bir süredir, oba beylerinden Ömer (Umur) Beyin kızı Mâlhun Hatun (TDV. İslâm Ansk. Mâl Hatun md.) ile izdivaca talip olan Osman Gazi onlardan cevap alamayınca meramını Şeyh Edebali'ye anlatmıştı. O sırada dergâhın bacıyan tarafında eğitim gören Mâlhun Hatun'u kızı gibi seven Edebali, o rüya halini manevî işaret sayarak onların izdivacına vesile olmuştu.

Mâlhun Hatun müessir bir millî manevî maya hususiyeti ile girmişti Osmanlı Hanedanı'na. Beyliğini de aile samimiyeti, saadeti içinde tanzim etmek isteyen Osman Bey ve akıncıları, beyliği devlet yapma mücadelesi verirken Mâlhun Hatun da oba hanımları ile birlikte mükemmel insan yetiştirme ve oba ahalisine millet olma hususiyetleri kazandırma gayreti içine girmişti.

"Oldı Osman bir ulu gâzi kim ol,

Nereye kim vardıysa buldu yol,

Her yana berbidi bir bölük çeri,

Ki el uralar, katl ideler kâfiri,

Bilecüği feth itdi o nâmdâr,

İnegöl ile dahi Köprihisar,

Durmadı her yana leşker saldı ol,

Az zamanda çok vilayet aldı ol,

Kâfiri yıkup Yakup ol nâmdâr,

Bursa ile İzniğü eyledi hisâr."

Osman Gazi'nin muasırlarından olan şair ve tarihçi Ahmedî'nin, o zamanı anlattığı İskendernâme mesnevîsinde bu mısralarla da ifade edildiği gibi Osman Bey, Bilecik'in de aralarında bulunduğu mezkûr kaleleri aldıktan sonra fetih için hedefine Bursa'yı ve İznik'i koymuştu.

FETİHLER İLÂ-İ KELİMETULLAH İİNDİ

İlk hedefi Bursa idi. Diğer hisarlarda, kalelerde, tekfurluklarda yaptığı gibi orada da maksadı şehri ele geçirmek, topraklarını zapt etmek, ganimetine konmak, zengin olmak veya şan şöhret kazanmak değil; ilâ-i kelimetullah aşkıyla cihad etmek, emniyeti adaleti, güveni sağlayıp insanların İslâm dinini tanıyarak Müslüman olmalarına zemin hazırlamak ve toprağı vatan, yurdu İslâm yurdu yapmaktı.

Bursa tekfuruna da yapmıştı dostluk teklifini. Fakat o dostluğu değil düşmanlığı seçmiş, sınır boyundaki Türk obalarına saldırılarda bulunmuştu. Osman Bey iyi komşuluğun icabını yerine getirmiş, barış ve dostluk isteğindi samimi olduğunu göstermek için saldırılara mukabele etmediği gibi iyi niyetli Rum tüccarlarına pazarlarında yer vermiş, yeni dostluk tekliflerinde bulunmuştu.