Biraz fütürizm
Roman okumanın azaldığı bir çağda, yapay zekâ ve akış platformları sayesinde diziler yakında iki kişiyle üretilebilir hale gelecekse, o zaman kültür nasıl tanımlanacak?
Yazar, çocuk ve gençlerin roman okuma süresinin azalmasıyla başlayan yazısında, romanın işlevinin (okuyucuyu başka dünyalara götürmek) diziler ve akış platformları tarafından üstlenildiğini savunuyor. Yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte, uzun formatlı dizilerin artık senarist, yönetmen ve yapay zekâ operatörüyle (hatta sadece son iki role indirgenebilir) üretilebileceğini öngörüyor. İnsanların kütürü kim yaratacaksa, ekonomisini kim kontrol edecekse?
Çocuklar ve gençlerin zevk için okunan kitaba ayırdıkları zaman düşüyormuş. PEW şirketinin ABD'de yaptığı araştırma
bunu gösteriyor... Yüzde kırk azalma! Peki bu kayıp zaman nereye gidecek
Ben daha özel bir soruya cevap arıyorum. Zevk için okunan kitaplardan önemli bir bölümü romanlardır. Roman okuma azalacaksa, romanın yerine ne geçer Bir şey geçer mi Geçen yazımda, böyle soruları cevaplarken araca değil amaca, işleve bakın demiştim. Roman, hangi ihtiyacı karşılar Roman okumanın işlevi, amacı nedir
Roman bizi, yazarın kurduğu alır götürür. O dünyanın çevresiyle, o dünyanın insanlarıyla tanıştırır, içli- dışlı yapar. Bizi orada yaşatır. Tayyi mekân, tayyi zaman ve en zoru, tayyi insan yeteneğine sahiptir usta romancı. Kendisi bunu yapmakla kalmaz, okuyucusuna da mekân, zaman değiştirir ve onu karakterlerin ruhunda, duygularında, tecrübelerinde gezdirir. Okuyucu da romancının yarattığı dünyanın içine girer.
NİÇİN ROMAN
Hikâye, deneme gibi daha kısa formlarda bu içine alma hâli yoktur. Hikâyeye dışardan bir gözlemci olarak bakarsınız. Bak neler olmuş, bak neler hissetmişler, diye... Yalnız romanda, başka bir dünyanın içine girersiniz. Demek roman okuyucusunun da istediği budur. Romanın karşıladığı ihtiyaç budur. Romanın işlevi, amacı budur. Roman bu hâli sağlamak için kullanılan bir araçtır.
O halde şimdi sorumuzu tekrar edebiliriz: Böyle bir dünya değişikliği sunan başka hangi araç var Yeni ortamlardan hangisi bizi çevremizden, zamanımızdan alıp başka insanların yaşadığı bir dünyaya götürüyor; onların hissettirdiklerini hissettiriyor, yaşadıklarını yaşatıyor Kanaatimce bunu başarmaya en çok yaklaşan tür sinemadır. Video değil. Kısa videoları kastediyorum. Niçin video değil Video hikâyeye benziyor. Sinema filmi, uzunluğundan ötürü bu tarif ettiğim işleve daha yakın. Sinema derken de binayı, salonu değil, videoyla ifade edilen fakat en az bir saat ve sıklıkla daha uzun olan aracı kastediyorum. Şu yedinci sanat denileni. Kısa filmleri de değil.
8. SANAT: JR'I KİM VURDU
Bir adım daha atayım: Sinema tek aday değil. Farkında mısınız Aslında bir sekizinci sanat daha doğdu, usulca. Onun anne-babası da televizyon ama o televizyonla sınırlı değil. Sekizinci sanat, dizilerdir. Televizyon dizileri. Onlar da seyirciyi alıp başka mekânlara, başka zamanlara ve – yine en önemlisi – başka insanlara, başka bir çevreye götürüyor. Romanın işlevi bu değil miydi Dizilerin gayet güçlü bir çekim gücü var ki on yıllardır insanlar dizilerle yatıp dizilerle kalkıyor. 21 Kasım 1980'de, JR'ı kimin vurduğunun açıklanacağı akşam, dünya ekrana kilitlenmişti. Bu içine almak değildir de nedir
Niyetim geriye, 1980'e gitmek değil, tam tersine, biraz futurism yapmak, geleceği tahmin etmek. Denir ki gelecek hakkındaki tek kesin tahmin geleceğin tahmin edilemeyeceğidir ama olsun, ben de elimi deneyeyim.
İki çizgiyi birlikte düşünelim. Diziler bir bakıma romanla yarış hâlinde. Aynı anda da YouTube gibi internet video platformları, dizilere ayrılan zamanı çalıyor. Bu iki çizgi şimdilik Netflix, Amazon Prime, Disney, Max gibi akış platformlarında birleşiyor. Diziler hâlâ televizyonlarda gösteriliyor ama bu platformlar onlardan ciddî zaman çalmaya başladı. Çalar da. İnsanlar bir sonraki bölüm için bir hafta beklemeye bayılmıyor. Bir saatlik bölümü seyretmek için iki saat reklam seyredip toplamda üç saat harcamaya da. Saydığım akış mecralarında bu duraklamalar olmadığı gibi vaktiniz müsaitse iki, üç veya daha fazla bölümü bir oturuşta seyredebilirsiniz. İşte romanın işlevine sizi en çok yaklaştıran "binge" denilen bu tiryaki seyridir. İçine almak ki ne içine almak. Nerden biliyorum Ben de öyle yapıyorum da ondan.

21