Trump'ın yeni 'dünya düzeni' ve Türkiye

Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun bir askeri operasyonla kaçırılıp "yargılanmak üzere" ABD'ye götürülmesi yeni bir "dünya düzeni"nin ilanı anlamına geliyor. Amerikalıların yaptığı ilk haydutluk değil bu, daha önce de birçok ülkede askeri darbeler ve benzeri yollarla yönetim değiştirme girişimleri oldu Washington'un... Ancak bu defa önemli bir fark var. Trump bu saldırıyı gizli saklı veya bir kılıfa sokarak yapma gereği duymadığı gibi aynı zamanda bütün dünyaya mevcut uluslararası hukukun artık geçerli olmadığını ilan etti. Bunu da bir meydan okuma diliyle ifade etti. "Ben Amerika'yım, istediğimi yaparım, kimse bana karışamaz" demeye getirerek "Gücü yetenin dünya düzeni"ni resmen açıkladı.

Verdiği mesaj tam olarak anlaşılmamış olabilir diye de hedefinde altı ülkenin daha olduğunu duyurdu. Bahsettiği altı ülkenin beşinde rejim veya yönetim değişikliği arzu ettiğini açık açık söyledi. Birinden ise "toprak talebi" söz konusu. NATO'nun kurucu üyelerinden Danimarka'ya ait olan Grönland adasını istiyor. "Grönland'ı güzellikle vermezse Danimarka'nın ekonomisini çökertirim" dedi önceki gün açık açık.

Daha önce de yine NATO üyesi ve aynı zamanda en yakın müttefiki olarak bilinen İngiltere'den Kanada'yı istemişti. O isteğinden de vaz geçmiş değil.

Aslında ittifakın merkez ülkesinin kendi müttefiklerini tehdit ederek onlardan toprak talebinde bulunduğu gün Atlantik İttifakı'nın artık sona erdiği anlaşılmıştı. Mamafih NATO üyeleri bu gerçeği kabullenmeye hazır görünmüyorlar. Alttan alarak, "çılgın başkan" Trump'ın sırtını okşayarak bu dönemin sonuna kadar durumu idare etmek peşindeler. Nitekim ABD'nin Venezuela'da gerçekleştirdiği haydutluğa da ses çıkarmadılar.

Türkiye de ses çıkarmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk gün konuya değinmemesine ve Dışişleri'nin "taraflara itidal tavsiye eden" açıklamasına muhalefetin tepkisi üzerinden tartışılıyor konu burada.

Hükümetin sessizlik tercihi bir yere kadar anlaşılabilir bir siyasi pozisyon tabii. "Trump gibi bir adamı kızdırmayı" Avrupa ülkeleri bile göze alamıyor zaten.

Yine de Türkiye'ye getirip misafir ettiğimiz, Diriliş Ertuğrul dizisinin setinde ağırladığımız, "Dik dur, yanındayız" dediğimiz bir kişinin başına gelenlere ses çıkaramıyor olmamız dikkat çekici bir vaziyet.

Konuyla doğrudan ilgisi yok gerçi ama dış politika dilimizin ifratla tefrit arasında gidip gelmesinin de sakıncalarını görüyoruz burada. Maduro bizim kendisini alayıvala ile misafir edip güzelce ağırladığımız sırada da makbul biri değildi aslında. Venezuela'da 2018'de yapılan seçimin hileli olduğunu, misafirimizin ülkesinde iktidarı gasp etmiş bir diktatör olduğunu görmezden geldik. Şimdi ise o meşru kabul ettiğimiz devlet başkanının uluslararası hukuk çiğnenerek kaçırılıp "yargılanmak üzere" Amerika'ya götürülmesine itiraz edemiyoruz.

Avrupa ülkelerinin durumuna bakarsanız, orada da utanç verici bir çaresizlik görüyorsunuz. Ayağının altındaki zeminin kaydığını görüyor Avrupa ama şimdilik