Yazar, Hz. Meryem'in kabullenişi ve susma orucu örneğinden hareketle, mefkuresi uğruna toplumun dışlayıcı tutumuna maruz kalan insanın içsel çatışmasını ele alıyor. Bu çatışmanın kaçınılmaz olduğunu savunuyor, ancak benzer durumda kalan herkesin bu ızdırabı aynı şekilde ruhsal bir arınma yolculuğu olarak yaşayıp yaşamayacağı sorusu açık kalıyor.
* Meryem Suresi 23. ayetin mealinden..
Bir ikindi çaresizliği düştü gökten. Yangın yeri oldu her yer. ırpınan, çırpındıkça derinleşen, ağır sancısını yeryüzüne çıkaramayan bir yürekti ondaki. Bir kalbin sessiz duruşu, teslimiyetiydi. Yutkundukça gitmeyen bir yumru... Cam kırıkları boğazında... Yutsan kanatır, çıkarsan çıkmaz. Ve bir ân-ı seyyâlede akan hayatın içinde, kabullenişin sessiz çığlıkları...
Uçsuz bucaksız çölün vahalara teşne olduğu yerde, içinde tek bir ot bitirememiş insanlar... Kumların zerre zerre, tane tane onu sarmaladığı; ama tek bir dost elinin uzanmadığı, dokunmadığı bir kadın... Hem İlâhî müjdeye mazhar olmanın huzuru, ama bununla birlikte insanların gözündeki iffetsizlik zannı... Hakikati bilmek, Allah'a kurbiyetin tatlı meyvelerini devşirmek idi illa... Peki, ya yaşanması gereken hayat Alınacak nefes Katedilecek mesafe Geçilmesi gereken tekamül yolculuğu
Dayanılması zor bir sabır yolculuğuydu bu. Rabb'den gelen susma emrinin aler-re'si ve'l-ayn kabulüydü. Dostu kumlardı, kuşlardı, hurma dallarıydı Hz. Meryemin. Ve bu zorlu meşakkatin, tahammülü zor buudunda bir söz döküldü dîlinden: Nesyen mensiyye... (Unutulup gitseydim...) Kur'ân'da da geçen bu ifade, her okuduğumda beni o kadar sarsıyor ki... O çaresizliği yudum yudum içiriyor, massediyor.
Ne anlatsam anlatamayacağım, ne söylesem hissettiremeyeceğim gibi geliyor. Acizliğin dibinde, çaresizliğin nihayetindeyim. Aslında bir başkaldırı bu. Hz. Meryem'in susma orucu, onun içinin imbikten süzülürcesine özleşmesi, kıvamını bulması ve âb-ı hayata kavuşması için geçmesi gereken dar bir dehlizdi. İnsanların kendi su-i zanlarının vahşeti karşısında, elbette sığınılacak yer olarak çölün ıssız kumlarını ve bir hurma dalının gölgesini seçti. Bediüzzaman'ın "insten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet" dediği yer... İnsanların vahşetinin büyüklüğü karşısında, vahşî bilinenlerin küçüklüğünü görebilmek... Ama çarnaçar katlanmak, zorunda olmak... İlâhî lütfu ve bunun insanların gözündeki kötü anlamını birlikte yudumlamak... Ve bir yerinde yükseliveren bir naz belki... "Nesyen mensiyye..."

15