Bilmek mi, olmak mı

Bilgi sahibi olmak insanı gerçekten iyileştiriyor mu, yoksa ruhu daraltıp kalpleri sertleştiriyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, çağımızda bilgiye olan takıntının insan ilişkilerini zayıflattığını, bilgi edinmenin tek başına yeterli olmadığını savunur. İddiasını, bilgi ile pratik arasındaki boşluğu (sürücü kursu örneğiyle) göstererek destekler. Kilit argüman ise ruhen genişlemenin ancak çeşitli insan deneyimleriyle mümkün olması ve bunun sabır, şefkat, tolerans gerektirmesidir; peki, çıkarcı modernite bunu sağlayabilir mi?

O kadar çok bilginin kölesi olmuşuz ki, insanın değerini indirmişiz.

O kadar çok şey biliyoruz ki, artık insanı bilmemize gerek kalmıyor. İnsan dediğimizde kalakalıyoruz. Dört bir tarafımızda yaşantıya geçmeyen, dilimizde pelesenk sözcükler dolu. Vecizeler ezberliyoruz, seminerden seminere koşuyoruz, her günümüz, akşamımız dolu. Ama iki kişi arasında samimi, sağlıklı bir diyalog yaşayamıyoruz. Gerçekten bunun sebebi nedir

Bir şeyleri bilmek, bizi gerçekten insan yapmaya yetseydi, sanırım sadece bilginin bilinmesiyle bu işi çözerdik. Başka bir şeye ihtiyacımız kalmazdı. Ama sanki tam tersi oluyor. Bildikçe köreliyoruz, bildikçe bileniyoruz, bildikçe hırçınlaşıyoruz. Neden Sanki bildikçe öğreneceğiz ve her şey daha iyi olacak, daha güzel gelişecek derken öyle olmuyor. Kör kuyuya taş atar gibi, dibi gelmeyen gayyalardan medet arıyor gibiyiz. Peki, bununla amacımız nedir

Bilmek fiilinin içinde, bir tür kendini tatmin hissi var. Bilen insan, öğrenme fiilini gerçekleştirdiği için, kendi içinde onun tatminliğini yaşıyor ve bilgiyle bağı bitiyor. Daha o bilgiyi yeniden gözden geçirmeye ihtiyaç hissetmiyor. Bir insanın üzerine düşen vazife, bilgiyi öğrenmesidir. İnsan ilişkilerinde sorun yaşayan bir insan, iletişim becerileri ile ilgili bilgileri öğrenir ve bunu hayata geçirdiğinde insan ilişkilerinin düzelmesi beklenir. Beklenir diyorum, çünkü her bilgiyi tamamıyla elde eden kişilerden aynı performans çıkmaz.

Ehliyet almak için teoriğini kursa giderek öğrenen insan, arabayı, motoru, iç-dış aksanı, trafik kurallarını öğrenir ama trafiğe çıkmadan bu bilgilerin nerede kullanılacağını bilemez. Yazılı sınava girip sıfır hata yapsa bile, trafikte pratik yapmadan arabaya tamamıyla hakim olamaz. Pekçok kez deneme yanılma, adapte olma denemelerinden sonra yeterli görülürse ehliyeti verilir. İnsana dair, insanı anlatan pekçok eser okumamıza rağmen, eşimizle, çocuğumuzla, komşumuzla, anne babamız veya yeğenlerimizle basit bir diyalogda bile hemen kızıvermemizin, çabucak öfkelenmemizin, anlamaya çalışmamamızın sebebi, işte bu pratik eksikliğidir.