Dünya, Gazze'de akan kanı izlerken; uluslararası hukuk ayaklar altına alınırken; büyük güçler ya sessizliğe gömüldü ya da bu suça ortak oldu. Tam da böyle bir zamanda, Avrupa'dan beklenmeyen bir ses yükseldi. Pedro Sanchez, yalnızca söz söyleyen biri olmadı; risk alan, bedel ödeyen ve tutumunu somut adımlarla ortaya koyan bir lider olarak öne çıktı.
Savaşın ilk anlarından itibaren Sanchez'in tavrı netti: "Savaşa hayır." Bu, sıradan bir diplomatik cümle değil, arkasını doldurduğu bir ilkeydi. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını açıkça "yasa dışı" olarak nitelendirmesi, Avrupa siyasetinde alışılmış bir refleks değildi. Dahası, bu tutumu sadece sözle bırakmamış; ABD'nin İspanya'daki askeri üsleri kullanmasına izin vermeyerek bu karşı duruşu somut bir devlet politikası haline getirmişti.
Bu kararın bedeli de gecikmedi. Washington'dan gelen tehditler, ticari yaptırım imaları ve siyasi baskılar, Sanchez'i geri adım attırmadı. Çünkü onun yaklaşımının güç dengelerine göre şekillenmediği açıktı. Hukuka dayalı bir ilke siyaseti gütmek istiyordu. Nitekim yaptığı açıklamalarda altını çizdiği bir cümle, bu duruşun özeti gibiydi: "Bir hukuksuzluk, başka bir hukuksuzlukla karşılık bulamaz."
İspanya'nın attığı adımlar bununla sınırlı değildi. Gazze'de yaşananları "soykırım" olarak nitelendiren az sayıdaki Avrupa ülkesinden biri olmuş; İsrail'e silah taşıyan gemi ve uçakların limanlarını ve hava sahasını kullanmasını yasaklamıştı. Mayıs 2024'te Filistin devletini tanıması ise yalnızca diplomatik bir tercih değil, tarihsel bir duruşun ilanıydı. Hatta İsrail'le diplomatik ilişkileri germe pahasına büyükelçisini geri çekmesi, bu çizginin ne kadar kararlı olduğunu da gösteriyor.
Bugün Avrupa'nın büyük bölümü suskunken, Sanchez'in bir başka önemli çıkışı daha dikkat çekti: "Avrupa, ABD'ye boyun eğmemelidir." Bugün yaşanan kriz, sadece Ortadoğu'nun değil, küresel sistemin krizidir.
Sanchez'in bu çıkışı, aslında Avrupa'nın içine düştüğü siyasal ataleti de gözler önüne seriyor. Çünkü bugün Avrupa Birliği, kurucu değerleri olan insan hakları, hukuk ve barış söylemini sahada yerle bir etti. Gazze'de on binlerce sivil hayatını kaybederken, şehirler yerle bir edilirken ve uluslararası hukuk açıkça ihlal edilirken, birçok Avrupa başkenti ya açıkça Siyonist saldırganlığa destek verdi ya da suskunluğu tercih etti.
Oysa tarih, böylesi kırılma anlarında alınan tavırlarla yazılır. Sanchez'in yaptığı tam da bu... Konfor alanını terk etmek, siyasi risk almak ve ahlaki bir pozisyon belirlemek. Bu yüzden onun duruşu sadece bugüne ait bir refleks değil; yarının tarihine düşülen büyük bir nottur.
Sanchez'in yaklaşımını farklı kılan bir diğer unsur ise meseleyi yalnızca siyasi değil, insani ve ekonomik boyutlarıyla da ele alması. Savaşın yalnızca can kaybı üretmediğini; aynı zamanda yoksulluğu derinleştirdiğini, enerji krizlerini büyüttüğünü ve toplumların geleceğini ipotek altına aldığını da açıkça ifade ediyor. Bu yönüyle, savaş karşıtlığını romantik bir söyleme değil, somut bir gerçeklik üzerinden de temellendiriyor.

15