Çürük tahta!

Liderliğin kaderini değiştirme gecesinde Fenerbahçe'de el ele vermiş sorumsuzlar, hayati bir maçı cehennem azabına çevirdi. Kasımpaşa karşısında futbolun huzurundan uzaklaşan bir takımın kendi ipini çektiğini de gördük. Galatasaray kaybetmiş ama kimsenin umurunda değil. Böyle bir gecede taş olsa kımıldardı; Fenerbahçeli futbolcuların ise kazanmak için kılı bile kıpırdamadı.

Maç boyunca tüm pozisyonları topladım; emek, alın teri, kazanma hırsı... Elde avuçta hiçbir şey yoktu. Giden 2 puan da cabası. "Bundan sonraki maçlara mahsuben herkes kendi gerçeklerinin önünde diz çökmeli" desek, hangi futbolcu dilimizden anlar acaba Sadakate bir maçlık ara vermenin bile futbolda yeri yokken!

Otopsi masasında futbolcuların dışındakileri de hesaba katmak gerekiyorsa, Kasımpaşa maçının hesap pusulasını Tedesco'ya uzatmak gerekir: "Buyurun beyim, her şeyi siz ısmarladınız!" Ara transferde harcanan paralara ve "dahi" ilan edilen teknik adamla ortaya konan futbola bakınca söylenecek tek söz kalıyor: "Parlayan her şey altın değildir!"

Konya'da Galatasaray adına feci bir geceydi. Juventus maçının forsaları, Konya'da umursamazlık borsasında üst düzeyden işlem gördü. Bu çaresizliğin tanımı "toplu intihar." Hiçbir futbolcunun aklı kazanmak duygusunda değildi; hiçbirinin bedeni de rakiple mücadele edecek halde değildi. Kazanılan maçlarda kadroları harekete geçiren gücü teknik adamların hüneri sayıyorsak, bu yenilginin faillerinden birinin Okan Buruk olduğunu inkâr edemeyiz.

Ancak mağlubiyeti yalnızca rotasyona ve sayılmayan gole bağlamak da doğru değil. Bu takım yürekli miydi Hayır. Bu takımda savaşan bir kişi var mıydı Hayır. Böyle bir takımdan "hayır" gelir miydi Onun cevabını da kendi kuyusunu kazanlar versin. Galatasaray üzerinden yenilgi muhabbeti yaparken, Konyalı futbolcuların emeğini de göz ardı etmeyelim. Hepsi iliklerine kadar mücadele etti ve alkışı sonuna kadar hak etti.

Yanlışlarını düzeltmesi mi diyelim, yoksa ruh ayaklanması mı; Beşiktaş keyif veren bir takım haline geldi. 23 maçta 12 gol yiyen Göztepe gibi sağlam bir ekibe 4 gol atmak her takımın harcı değil. Orkun Kökçü, şaşırtıcı biçimde pozitif ve yaratıcı bir role büründü. Hyeon-Gyu Oh, kendisine biçilen rolü adeta provasız giydi; bir futbolcunun üzerine "özel golcü" tanımı bu kadar mı oturur! Attığı golden sonra Sergen Yalçın'ın diz çökerek verdiği tepki, "Olmaz böyle gol!" gerçeğinin yansımasıydı.