Hazır cevapları geç, soruyu kendine sor!

Dindar ve muhafazakâr olduğumuzu söylerken, neden hayatımızın her alanında seküler tercihler yapıyor, dinin vazettiklerine ters davranıyoruz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Batı pozitivizminin zihniyetimizi işgal ettiğini ve hatta kendini dindar sananlarımızın bile bu işgali fark edemediğini ileri sürer; çünkü dinin bilimle çeliştiği konularda savunmacı kaldığımız gibi, israf ve fuzuli sarfiyat gibi meselelerinizde de görmezden geliyor, nefsimizin elini güçlendirerek içselleştirilmiş bir çelişkide yaşıyoruz. Peki bu çelişkiye çözüm aramak, yoksa onu yasalaştıran bir söylem geliştirmek mi daha gerçekçi?

William Chittick benim kitaplarından çok yararlandığım bir isim... Pozitivist cereyanlara maruz kalarak boynu tutulan modern zihniyeti pek çok konuda doğru bakışa yönlendiren bir düşünür... Özellikle Batılı bir çerçevede, tek boyutlu maddi bir dünya gerçekliği (!) üzerinden kodlayıp, salt maddi hedefler doğrultusunda yetiştirmeye çalıştığımız genç kuşaklarımızın okumasında fayda görüyorum. Kendisi İslam maneviyatını, irfan ve hikmetini kendi hakikati içinde, zedelemeden ama yenilenmiş ve sorumluluk alan bir dille bugünün okurlarına, özellikle de Batılı okurlara ve yine özellikle akademik çalışmalarını yürüttüğü Amerika'daki insanlara aktarma misyonu üstleniyor. Herhangi bir kitabından bir şeyler okumaya başlayan bizim insanlarımızın da 'Ben bunu hiç böyle düşünmedim' duygusuna kapılacağına eminim. Bu bize aynı zamanda zihinsel dünyamızın nasıl bir seküler işgal altında olduğunu aşikâr edecektir.

Chittick'in ufuk açıcı ve onarıcı bulduğum kitaplarından 'Tasavvuf'ta yer alan şu ifadeleri zihin dünyalarımızda çok temel vurgu olarak barınmalı bana kalırsa: "Modernler öyle yapmacık bir çevrede yaşamaktadırlar ki çevrelerindeki dünyaya dikkat edememektedirler. Dünyayı algılamaya çalışmanın başlı başına bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorlar. Kendilerine gerçek denen şeyin gerçek olduğunu kabul ediyorlar."

Modernlerden olduğumuz noktasında özellikle kendini dindar ya da en azından 'muhafazakâr' olarak gören insanlarımızın itirazları olabilir. Ancak lisanın iddiası genellikle lisanda kalıyor. Hayatımızın hemen her santimetre karesinde modern 'kapılmışlıklar'ımıza dair bariz işaretler var. Bunları örneklemeye bu yazıda yerim müsait değil... Ve fakat bunun gerekli olduğunu da sanmıyorum, her şey ortada. Biz mesela ekseriyet olarak (istisnalar keşke kaideyi değiştirebilecek sayıda olabilseydi) yıllardır dinin bilimle çelişmediğine dair ezik bir savunma dili geliştirmeye çalışan 'muhafazakâr'larız. Oysa mevcut zaman kesitinde ulaşılabilmiş pozitivist bilim teorisi ve pratiği ile din birçok noktada çelişir ve ben eğer ahdine sadık Müslüman isem, bu ayrım noktasında din ne diyorsa ona inanmak, buna göre tavır almak durumundayım. Bunun gibi, hayatımız için 'ihtiyaç' olduğuna inandırıldığımız birçok şeyin İslam'a göre fuzuli sarfiyata yol açtığı ve pek çok bakımdan israftan sayılabileceği gayet açık olduğu halde, biz yeni dindarlar ve muhafazakârlar dönüp o tarafa bakmayız. Yani dindarız, muhafazakârız ama yaşarken de dinin vazettiklerine esastan ters bile olsa dibine kadar modern inisiyatifler alıyor, seküler tercihler yapıyoruz. Nefsimizin elini güçlendiren bir görmezden gelme, oralı olmama kültürünü içten içe ama fena halde içselleştirmiş durumdayız.