Duygu Asena 80 yaşında

Duygu Asena'nın 80. doğum günü: Beyin tümörü bile durduramamış, kadın özgürlüğü için verilen mücadele, bugün hâlâ tamamlanmış mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Duygu Asena'nın hayatını bir anma metni olarak sunarak, kadın hareketinin simgesi haline gelen kişinin yaşamını 1946'dan 2006'daki ölümüne kadar kronolojik ve duygusal olarak takip eder. Yazar, Asena'nın 'Kadının Adı Yok' romanı ve dergi editörlüğü aracılığıyla Türkiye'de feminist hareketin mihenk taşı olduğunu vurgularken, 20 yıl sonra kadın cinayetlerinin hâlâ artarak devam etmesini sorgulamakta—yazılan ve yaşanan arasındaki farkı görmek isteyenleri düşündürüyor.

Kadıköy Altıyol'da Bayramyeri Sokak'ta 1946 yılının 19 Nisan günü dünyaya gelişiniz üzerinden 80 yıl geçti Duygu Hanım. Bugün sizin doğum gününüz. Kutlu olsun. Ama ne hayattı sizinkisi! Anne babanız, siz gözlerinizi açtığınızda, bir gün Türkiye'de kadın hareketinin en önemli temsilcilerinden biri olacağınızı düşünmemişlerdir elbet. Adsız kadınların kaderini değiştireceğinizi.

Bütün hayatınız boyunca sadece bir defa "Ay ay ay, kızımın saçları da Rita Hayworth gibi" diyerek iltifat eden sert babanızın şahsında deneyimlemeye başladığınız erkek cinsiyetiyle ilişkilendirilen güçlü, bağımsız, yasak koyucu rollere kafa tutuşunuz çocukluk yıllarınıza dayanıyor. Güzel, bakımlı, alımlı ama hayatı boyunca mutsuz ve çaresiz annenize benzememek için verdiğiniz mücadeleyle hayatınızın sonuna kadar devam ediyor.

'Cehennem gibi değildi ama soğuktu' diye tarif ettiğiniz çocukluk eviniz, baskıcı babanız hiç düşünmediğiniz evliliğe yönlendiriyor sizi. Sırf İspanya'ya baba iznine gerek kalmadan gidebilmek için evleniyorsunuz. O tarihlerde kaç genç kız buna cesaret edebilir Siz her döneminizde farklısınız, her döneminizde güçlü.

Çetin Altan, "Annesi ve babası tarafından yeterince sevilmeyen çocuklar yazıyla çiziyle uğraşır" der. Kim bilir belki biraz da bundan 1972'de Hürriyet'in Kelebek ekinde çalışmaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra evliliğinizde çatırdamalar oluyor. Eşinize ona karşı olan duygularınızın bittiğini başka birine âşık olduğunuzu söylüyorsunuz. Altıyol, Salı Pazarı'nda küçük bir ev kiralıyorsunuz. Bir yatak, bir de kardeşinizin verdiği bir şezlong. Bütün elbiselerinizi odaya gerdiğiniz ipe asıyorsunuz. Başka da bir şeyiniz yok. Artık 30 yaşında, boşanmış ve işsizsiniz. Sonra Gelişim Yayınları'ndan gelen teklif ve Kadınca'nın başına geçişiniz.

Dergiyi medeni kanun, kürtaj, çalışan kadının sorunları, şiddet, ekonomik özgürlük gibi konularla donatıp döneminiz kadınların aydınlanmasında feneri yakıyorsunuz. Yıl 1986. Kadınca devam ederken, kadınlık durumlarıyla ilgili o kadar çok konu birikiyor ki kafanızda, bütün dergiyi siz yazmak istiyorsunuz. Sonunda bunları bir roman olarak yazmaya karar veriyorsunuz ve 1987'de "Kadının Adı Yok" çıkıyor. Kitap kısa sürede 100 bin satıyor. Ardından yıllar içinde diğer romanlarınız geliyor. 1992'de Milliyet gazetesine geçiyorsunuz. Kim adlı bir kadın dergisiyle Negatif isimli kültür sanat ağırlıklı bir gençlik dergisi çıkarmaya başlıyorsunuz. Yanınızda gazeteciliğe başlamak hayatta en büyük şanslarımdan biri. Yazı yazmayı sizden öğreniyorum. Haber yapmayı. Dergi hazırlamayı. Modern kadınlık öğretisine dair hâlâ eskimemiş olan bilgileri.

"Kadının Adı Yok", muzur bulununca "Toplumun ar ve haya duygularını incitmekle suçlanıyorsunuz. Bu konudaki düşünceniz nedir" sorusunu şöyle yanıtlıyorsunuz: "Benim ar ve haya duygularım müstehcen resimlere bakınca değil erkeklerin kadınları dövdüklerini duydukça inciniyor." Bizim hâlâinciniyor Duygu Hanım.

Her zaman sosyal bir hayatınız oluyor; insanların etrafınızda pervane olduğu, imza günleri, yurt dışı seyahatler, paneller... Büyük aşklar, yaşanmışlıklar, kadınlar lehine çıkarttığınız kanun maddeleri, aşk yüzünden işten kovulmanız, üzerinize atılan iftiralar, Anadolu seyahatleriniz, feminizmi öğretme çabanız, yetiştirdiğiniz gazeteciler, kadın sorunlarında yol alınmasını sağlayan kudretteki köşe yazılarınız.

Ne var ki, 2004 yılında derin bir mutsuzluk içine giriyorsunuz. Evden çıkmak istemiyorsunuz. Işığa tahammül edemiyor hep güneş gözlükleriyle dolaşıyorsunuz. Kız kardeşiniz İnci Asena bir şeylerin ters gittiğini hissediyor. Sonrası, hastaneler, doktorlar ve o melun beyin tümörü. İki ameliyatın ardından, beyninizin belli bölümleri alınmış hâlde, hiç konuşamazken İnci Asena televizyondaki muhalif bir protesto eylemine dikkatinizi çekiyor. Birden diliniz çözülüyor ve şu soruyu soruyorsunuz kardeşinize: "Orada kadınlar var mı"