Doğudaki Doğu

Doğu'yu anlamak için yapılan yolculuk, aslında ülkenin kendi aynasına eğilip saklı yüzünü görmeyi göze almaktır; peki bu yüz bize neyi söylüyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Doğu Anadolu'ya yaptığı ziyaretten yola çıkarak, bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel yoksunluğunun nedenleri üzerine düşünmektedir. Batı tarafından geri bırakılmış olması mı yoksa devlet politikasının basiretsizliği mi bu duruma neden olduğunu sorgulamakta, bölgede gördüğü insanların zenginliğine karşın yaşadıkları yoksunluğun çelişkisini vurgulamaktadır. Acaba Doğu'yu siyasi ideolojiler ve etnisite çerçevesinde okumak, bölgenin gerçek sorunlarını görmekte engel mi olmuştur?

Doğu uzaktır her zaman. İçinde yaşasanız da yakınında olsanız da sizi hep başka diyarlara taşır. Durduğunuz yerin de ötesine geçersiniz düşte, düşüncede. İşte o anda bir sonsuzluk duygusu sarar sizi.

Hayali bir ülke özlemindense, sizi size anlatan bir yerin gerçeğine döndürür sizi doğu. Hatta bazıları durduğu yerin doğusu neresi ise ilkin oraya bakar. ünkü doğu, yalnızca haritada gösterilen bir yön değil, insanın içinde taşıdığı, kimi zaman özlemle kimi zaman hüzünle yokladığı bir bellek yarığıdır.

Doğunun benim bahsettiğim yeryüzü koordinatlarını karşılayan bölgesinin kişiye göre adı değişse de benim doğu ile kastettiğim bölge belli ve şunca yıl dünyanın ve ülkemin dört bir yanını gezen biri olarak, içinden çıktığım o Doğu ile yaşadığım zamanın Doğu'su arasında bugün örtük bir yalnızlık, bir sarih kopuş, bir anlayamama durumu ve uzaklığın olduğunu gözlemliyorum; dahası bir de "günah"ın...

Geçenlerde kahvede söze durduğumuz Ercişlinin bana söylediği: "Barbarlar ellerini çeksin üzerimizden, biz bir arada yaşamasını biliriz" sözü, nasıl bir Doğu'da yaşadığımızı tekrar hatırlattı bana.

Bu nasıl bir yüzleşmeydi Tanıma mı, keşif mi, hatırlama mı, öğrenme mi yoksa o sıraladıklarımıza gerçekçi bir tanıklık mı

Ercişlinin bana ikinci sözü şuydu:

"Misafirim ol, bu gece bende kal, koyun kesip ağırlayayım seni. Kürtlerin nasıl misafirperver olduklarını görsün el âlem."

Sözü inciden de zarif olan bu adam, bir burukluk, bir o kadar da öfke taşıyordu.

İkram ettikleri çayı, onların usulüyle (kıtlama) içerken: "Siz de Doğulusunuz anlaşılan, neresindensiniz" sorusu, belki de bir buluşma noktasıydı. Elli yıl gibi uzun bir süredir Batı'da yaşamış birinin Doğuluya has ritüeli gözden kaçmıyordu demek ki.

Ama içimdeki uzaklık ve o kaygıya benzer duygu, Doğu'yu anlamamaktan değildi; Doğuluları birbirine düşürme çabasındandı. "Eğitimsiz, cahil, yoksul" olarak nitelendirilen Doğulu ne aymaz ne duyarsızdı. İnsandı; bilen, anlayan, gören, kavrayandı; "Barbarlar ellerini çeksin üzerimizden" diyebilendi.

Kahvede duyduğum o söz, devletin ve siyasetin kalın perdesinin arkasında kalmış sade bir hakikati getirip önüme koymuştu adeta. Davetkârdı. İncelikli ve zarif olan yanı da buydu bence!

Bir diğeri: "Ne istediğini söyle bize, yardımcı olalım" derken; bendeki muammayı da çözmek istiyordu sanki.

Bir Batılı gibi konuşmak yerine, tanıdık birinden dem vurarak söze başladım:

"Ali Saraçoğlu'nu tanırsınız, benim de ağabeyim olur. Onun yurduna gelmişken Emrah'ı da yâd edeyim istedim, gidip mezarını görmek istiyorum."

Susup birbirlerine bakmışlardı.

Daha girişken ve atak olanı: "Yani Ercişli Emrah'ın peşindesin anlaşılan."

Bir diğeri: "Ali Bey iyi bildiğimiz biridir, buranın namlı ailesindendir."

Doğu'ya dışarıdan yaklaştıkça, içindeki Doğu'yu görüyordunuz. El veren, dinleyen, yardımsever, misafirperver... Bırakılmışlığından yakınmasa da ötelenmişliğine öfkelenen...

Giderem Van'a doğru

Van'da geçen iki günüm bana Doğu'nun ışığını bir kez daha gösterdi. İnsanın masumiyetini, bekleyen halini, paylaşımcı ruhunu, bir verirseniz bin alabileceğiniz gerçeğini...

Orada, çoğumuz için bilinmeyen bir Doğu duruyordu. Gitmeyi seçtiğinizde kendisini nasıl keşfedeceğinizi de anlatan Doğu.

Yaşanan şiddet ortamının insanları yorduğunu rahatlıkla anlıyordunuz. Burada herkes farkındaydı ki büyük bir el bir şeyleri tezgâhlıyor, insanları birbirine düşürmeye çalışıyordu.

Şu da bir gerçekti ki; Doğulular sadece bunların farkında olduklarının anlaşılmasını değil, Doğu'nun kendi gerçeklerinin de anlaşılmasını istiyordu. "Neden", "niçin" sorularını verebilecek birileri için bekliyordu.

Geri bırakılmışlığın bedeli miydi ödenen

Peki, neden Eğitimsizlik, yoksulluk, cehalet, işsizlik... Peki, niçin

Bu sorulara doğru yanıt veremediğimiz sürece Doğu'yu anlamak zordur.

Burada kendi başına yaşayan, her türlü umarsızlığa, korku ve şiddete rağmen hayatın akış ritmini bozmayan, çarşıları, pazarları dolduran halk; kimliği üzerinden kurulan siyaseti reddediyordu.

"Bırakın inancımı, dilimi, kimliğimi; onlar bana ait. Siz devletseniz eğer, bana aş, iş, ekmek verin" diyor gibiydi.

Doğu'nun kendi içindeki Doğu'su, ötekine benzememeyi de anlatıyordu bir yandan.