Yazar, aile ilişkilerindeki çatışmaların kökeninde kuşaklar arası anlam kopukluğu olduğunu, geçmiş davranış kodlarıyla bugünü yargılamanın hiçbir işe yaramadığını iddia ediyor. Bu noktaya sosyal medya ve teknolojinin dil ve kimlik inşasını hızla değiştirmesiyle vardığını gösteriyor. Peki, ebeveynler kendilerine bakış açılarını güncellemeden çocuklarıyla müttefik olmak mümkün mü?
Beton ormanının içinden geçiyoruz. Daha doğrusu geçemiyoruz, çünkü trafik felç. Beton ormanının dairelerinin ancak yüzde ikisi dolu. Diğerleri boş. Dolduğunda ne olacak Bütün bu boş binalar bana Bolu'da "Araplara satarız" diye yapılan, kimsenin satın almadığı korku şatolarını hatırlatıyor.
İçinde beklemekte olduğumuz taksinin şoförü "Şurayı görüyor musunuz, eskiden burada Singer fabrikası vardı. Bahçesi yemyeşildi. Öğlen tatilinde işçiler top oynardı" diyor, özlemle.
"Biliyorum, buraya çocuklarla gelip gitmişliğimiz çoktur, 90'lar boyunca."
Cümlenin içindeki çocuk kelimesi şoförü başka bir hayat sahnesine savuruyor:
"Dün çocuklar okula gitmedi. Küçük korkuyor, ya bizim okulu da tararlarsa diye. Büyükte zaten öfke kontrol sorunu var."
Adam hayatında ilk defa kendisini dinleyen birini bulmuş gibi anlattıkça anlatıyor:
"Hanım bu evlere bakıp 'Biz de iki koldan çalışıyoruz. Bizim neyimiz eksik Biz niye böyle yerlerde oturamıyoruz' diyor. 'Eksiğimiz yok, fazlamız var. Helalinden kazanıyoruz biz.' diyorum."
"Maşallah."
"Hanımla bir türlü anlaşamıyoruz. Psikoloğun seansı 7 bin lira oldu. Bir şey yaptığı yok. Oğlan anlatıyor, bu dinliyor. Dinliyor mu emin değilim. Dedim ki, ben bu çocuğun babasıyım, bana anlatsın. Kabul etmiyor hanım 'O uzman. Sen onun yaptığını yapamazsın' diyor. Yaptığı bir şey yok. Ben çocuğumu ondan daha iyi dinlerim."
Kesintisiz anlatıyor şoför. Anlatıyor, anlatıyor. Nihayet trafik açılıyor, bizim için trafik yükü şimdilik bitiyor. Ama taksi şoförü için ekmek aslanın kör bağırsağında, gün boyu, gece boyu devam edecek.
Taksiden inerken "Eşinizle hayata karşı, çocuklarınıza karşı müttefik olmanız gerekiyor. Eşler arası ittifak, öğretmen ile veli arasında ittifak, veliler arası ittifak önemli" diyorum.
"O nasıl olacak!"
"Oğlunuzu dinlemeye hemen başlayabilirsiniz. Böylece eşiniz ve siz aynı şeyi görmüş olursunuz en azından..."
"O nasıl olacak..."
"Biraz önce dinleyebilirim diyordunuz ya."
"Tamam. Benim karşıma otursun, psikoloğun karşısında oturur gibi anlatsın, dinlerim, yani o anlamda."
"O profesyonel bir ilişki. Sizinle oğlunuz arasında asla böyle bir "oturuş" söz konusu olmaz."
"Ben anlamadım bu dünyayı. Babam bizi ne dinledi ne anladı. Bir kere de elimizdekini atıp kırıp dökmedik. Çocuklarınıza karşı anlayışlı ol dediler. Anlayışlı olduk. Bir kere bağırmadık çocuklara, höt demedik. Ne oldu. Ben 15 yaşında eve ekmek getiriyordum. Her yaz tatilinde çalıştım. Hiç şikâyet etmedik. Oğlum bizden şikâyet etmesin diye psikoloğun seansına yedi bin lira ödeyip..."
Şoför taksiden inmemiz gerektiğini unuttu , sözü birbirine düğümledikçe düğümlüyor, biz bekliyoruz.
Sonra para üstünü beklediğimizi fark etti, özür diledi. Sanki ona bir iksir sunmuşum gibi minnettar teşekkür etti. Oysa sadece dinledim. İyi günler dilerken "Her dönemin imtihanı kendine göre ağır. Çocuklarınızla yaşadığınız sıkıntılar konusunda yalnız değilsiniz, ama eşinizle müttefik olmanın yolunu bulmalı, çocuklar karşısında birbirinizi güçsüz düşürmemelisiniz" dedim.
"Deneyeceğim" dedi.
II-Dergah'ın 2021 Ekim sayısında, İsmail Kara "taassup" kelimesinin lügatlerde değişen anlamlarına dair ufuk açıcı bir makale yayımladı. Raymond Williams'ın Anahtar Sözcükler kitabında elit kelimesinin değişen muhtevasını okurken keşke bizde de kavramların zaman içinde değişen anlamlarına dair bir kitap olsaydı diye düşünmüştüm. Üç vakit geçmeden taassup kelimesi üzerine yazılmış bu yazı ile karşılaştım. İsmail Kara Hoca'nın kavramların özellikle de taassubun değişen muhtevası üzerine dikkatlerini sohbet meclisinde dinleme imkânım olmuştu ama yazının bereketi başka elbette.
Düşüncenin en somut hali olarak kavramlar bile aynı muhtevayı muhafaza etmekte pek de başarılı değilse, kavramların içerikleri dönemsel olarak her türlü siyasi, ekonomik toplumsal etkileşime açık ise, o zaman duyguların aynı kaldığından nasıl emin olabiliriz ki
Olamayız. Ne ki nostaljik düşünce eşliğinde günü kurtarmayı, dünü muhkem kılarak gerçekleştirmeye çalışanlar, dünün davranış kodlarını bugün neden bulamadıklarının izini sürmek yerine suçlayacak bir muhatap bulmayı tercih ediyorlar. Erkekler kadınları, kadınlar erkekleri, çocuklar ebeveynlerini suçluyor. Bir uçta dünü kriter alıp bugün olmayanların listesini çıkararak suçlayacak "değişimden sorumlu muhatap" bulanlar, diğer uçta yaşadıkları anın sorumluluğunu almaksızın, bugünün sorunları için dünü mesul tutan ve şikâyet dilinde konaklayıp dinlenenler var.

22