Yazar, gençler arasındaki şiddet olaylarının basit karakter kusuru değil, birikmiş duygusal bastırmanın sonucu olduğunu savunuyor. Evde anlaşılmama, okulda dışlanma, sosyal medya baskısı ve akademik yükün çocukları anlaşılmak istedikleri halde ifade edemeyen bir duruma sürüklediğini belirtir. Peki aileler ve öğretmenler bu sinyalleri zamanında fark edebilseler, şiddet engellenir mi?
Gençler arasında artan şiddet olaylarını yalnızca "kindarlık" diye açıklamak gerçeği görmemek olur. Evde anlaşılmayan, okulda dışlanan, sosyal medyanın baskısıyla kendini yetersiz hisseden gençlerin biriken duygularının nasıl öfkeye dönüştüğünü görüyoruz. En büyük görev ise aileye düşüyor. Çünkü mesele sadece şiddet değil, görülmek ve anlaşılmak isteyen bir kuşağın ifade biçimi.
Son yıllarda gençler arasında artan şiddet olayları, toplumun en çok konuştuğu konulardan biri haline geldi. Okullarda yaşanan kavgalar, akran zorbalığı, sosyal medyada yayılan saldırgan içerikler ve aniden ortaya çıkan öfke patlamaları, birçok insanın aklında aynı soruyu oluşturuyor: "Bu gençler neden bu kadar öfkeli" Çoğu zaman bu soruya verilen ilk cevap "kindarlık" oluyor. Ancak bu durumu yalnızca kin duygusuyla açıklamak, sorunun derinliğini görmezden gelmek anlamına geliyor. Çünkü şiddet çoğu zaman bir karakter sorunu değil, birikmiş duyguların dışa vurumudur. Bir gencin şiddet göstermesi genellikle tek bir olayın sonucu değildir. Bu davranış, uzun süredir devam eden bir sürecin son noktasıdır. Evde yaşanan iletişim problemleri, okulda hissedilen değersizlik, arkadaş çevresinde yaşanan dışlanma ve bireyin kendini ifade edememesi gibi birçok faktör bir araya geldiğinde, gençler içsel bir baskı yaşamaya başlar. Bu baskı zamanla artar ve uygun bir ifade alanı bulamadığında öfke olarak ortaya çıkar. Yani şiddet çoğu zaman bir başlangıç değil, bir sonuçtur.
TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ ÖNEMLİ BİR ETKEN
Toplumsal cinsiyet rolleri de bu noktada önemli bir etkendir. Erkek çocuklara küçük yaşlardan itibaren duygularını bastırmaları öğretilir. "Erkekler ağlamaz" gibi söylemler, duyguların ifade edilmesini engeller. Bu durum, özellikle erkek çocuklarda öfkenin daha görünür olmasına neden olur. Çünkü üzüntü, korku ya da kırgınlık gibi duygular ifade edilemediğinde, yerini daha sert bir duygu olan öfkeye bırakır. Kız çocuklarında ise şiddet daha örtük şekillerde görülebilir. Dışlama, dedikodu ve psikolojik baskı gibi davranışlar, fiziksel şiddet kadar zarar verici olabilir. Şiddet gösteren gençlere karşı toplumun yaklaşımı genellikle cezalandırma yönündedir. Ancak yalnızca ceza vermek, sorunun kaynağını ortadan kaldırmaz. Ceza, davranışı geçici olarak durdurabilir ama altta yatan duyguları çözmez. Bu nedenle, şiddet davranışı gösteren bir gence yaklaşırken "neden böyle davrandı" sorusunu sormak daha sağlıklı bir başlangıç olacaktır. Bu soru, bireyin yaşadığı süreci anlamaya yönelik bir kapı açar.
SESSİZ ÖĞRENCİLER PROBLEMLİ OLARAK ETİKETLENİR
Okul ortamı da gençlerin psikolojik gelişiminde önemli bir yer tutar. Okul sadece akademik başarıya odaklanan bir alan olarak görüldüğünde, öğrencilerin duygusal ihtiyaçları geri planda kalır. Sessiz olan öğrenciler genellikle sorun çıkarmadıkları için fark edilmezken, davranışsal sorunlar yaşayan öğrenciler "problemli" olarak etiketlenir. Oysa her iki grup da aslında destek ihtiyacı olan çocuklardan oluşur. Özellikle dışlanan, alay edilen ya da arkadaş gruplarına dahil olamayan gençlerde öfke birikimi daha hızlı gelişir. Bu öfke çoğu zaman doğrudan değil, dolaylı yollarla ortaya çıkar.
ÖFKE BİR SAVUNMA MEKANİZMASIDIR
Günümüzde sosyal medyanın etkisi de göz ardı edilemez. Gençler sürekli olarak başkalarının hayatlarıyla karşı karşıya kalıyor. Çoğu zaman gerçekçi olmayan bir algı yaratıyor. Sürekli mutlu, başarılı ve sosyal görünen insanların paylaşımları, gençlerde yetersizlik duygusunu artırabiliyor. Kendini eksik hisseden bir genç, bu duyguyla baş edemediğinde daha sert bir tutum geliştiriyor. Bu sertlik çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır.
BENİ KİMSE ANLAMIYOR
Aile ortamı bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Birçok ebeveyn çocuklarına iyi bir gelecek sunmak isterken farkında olmadan onların duygusal ihtiyaçlarını ihmal edebiliyor. Sürekli eleştirilen, başkalarıyla kıyaslanan veya duyguları küçümsenen çocuklar zamanla kendilerini yetersiz hissetmeye başlar. "Abartıyorsun", "bunda üzülecek ne var" ya da "sen de her şeye alınıyorsun" gibi cümleler çocukların duygularını ifade etmesini zorlaştırır. Bu durum çocukta "beni kimse anlamıyor" düşüncesini oluşturur. Bu düşünce yerleştikçe çocuk ya içine kapanır ya da kendini ifade etmek için daha sert yollar seçer.
SADECE GENÇLERİ DEĞİŞTİRMEK YANLIŞ
Bunun yanında, gençlerin rol model eksikliği yaşadığı da görülüyor. Çocuklar ve ergenler, davranışları büyük ölçüde gözlemleyerek öğrenir. Evde sürekli tartışma gören, iletişimin bağırarak kurulduğu ortamlarda büyüyen bir çocuk, sorun çözme yöntemi olarak bunu içselleştirebilir. Aynı şekilde, duygularını sağlıklı ifade edebilen yetişkinlerle büyüyen çocuklar da benzer beceriler geliştirir. Bu nedenle yalnızca gençleri değiştirmeye çalışmak yeterli değildir; ebeveynlerin de kendi iletişim biçimlerini gözden geçirmesi gerekir.
AKADEMİK BASKI DUYGULARI İKİNCİ PLANA İTİYOR

3