Yazar, Gazze ablukasını kırmak için yapılan sivil gemi kafilesinin tutuklanmasını uluslararası bir hukuk davasına dönüştüğünü ve bu davayla işkence belgelerinin tarihsel kayıt haline geldiğini savunuyor. İddia, her dokumente edilen insan hakları ihlalinin gelecekte İsrail'i hesap sorma aracı olacağıdır. Ancak yazarın iyimizmi, benzer belgelendirme çabalarının geçmişte ne kadar etkili olduğuna dair sorular açık bırakmıyor mu?
İşte o binadayken Avrupalı bir aktivistin şu tespiti, bugün ortaya çıkan iddianameyi işaret etmişti: "Türkiye Cumhuriyeti Devleti sadece bizlere insani olarak sahip çıkmıyor, aynı zamanda uğradığımız işkenceyi hemen kayıt altına alarak gördüğümüz insanlık dışı muameleyi belgelendiriyor. Bizler şu anda işkencenin uluslararası delilleriyiz."
Hiçbir hukuk merciini tanımayan, küresel anlamda yaptırım yetkisi olan BM'yi pasivize eden İsrail'in, bu iddianameyi de "siyasi bir hamle" olarak niteleyip itibarsızlaştırmaya çalışacağı aşikâr. Ancak burada "şimdinin" değil, geleceğin hukuk mücadelesi veriliyor.İsrail, alıkoyma sürecinde de aktivistlere "sınırlarına yasa dışı yollardan girildiğine" dair belgeler imzalatmak istedi. Bizleri terörist muamelesiyle sindirmeye çalıştı.Birçok kişi ise, "Biz İsrail'e değil, işgal edilmiş Filistin topraklarına geldik" diyerek bu dayatmaya karşı iradesini ortaya koydu.
Benim Sumud yolculuğum tam 35 gün sürdü. Bugün açıklanan iddianamede ise 35 şüpheli yer alıyor. Tesadüf mü, sembol mü bilemem ancak hayli anlamlı. İnsan ister istemez her geçen günü yeniden hatırlıyor. Gazze ablukasını kırmak için açıldığımız denizin ortasında geçirilen her saat, İsrail tarafından zorla tutulduğumuz her an ve yaşadıklarımız anbean hafızamızda.Şundan çok eminim: Kayda geçen her tanıklık, her işkence izi ve her hukuk ihlali, günü geldiğinde "Bilmiyorduk" diyenlerin önüne konulacak bir belgeye dönüşecek.Bu dava, aralarında benim de bulunduğum, bir kısmı Türk vatandaşı 102 aktivistin "müşteki" sıfatıyla yer aldığı, özünde ise Gazze halkı için verilen bir hukuk mücadelesi.
5