'Sırma saçlı ve badem gözlü' Yalçın Küçük!
Yalçın Küçük'ün radikal duruşu sevenlere hoş görünebilir, ama 10 iddiasından 10'u hatalı olan bir düşünürü tarihsel gerçeklik ile ayırmak ne kadar kolay?
Yazar, vefat eden düşünür Yalçın Küçük'ün 1960-70'li yıllardan beri tanıdığı bir kişi olarak, onun saldırganlığını ve eleştirel tavrının arkasında tutarsızlık, tarih tahrifi ve bilimsel yöntemden uzaklık olduğunu ileri sürüyor. Yazar, Küçük'ün Atatürkçülüğü ve Cumhuriyetçiliği reddederken aynı zamanda Marksizmi de birçok sosyalist örgütün reddettiği şekilde savunduğunu vurgulayarak, meşru muhalefet ile demagojik popülarizmi ayırmak gerektiğini ifade ediyor. Ancak, baskı ve zulüm altında yaşayan bir düşünürün hatalı tezleri, içinde bulunduğu sistemik zarar mı yoksa kişisel yetersizlik mi sonucu?
Aslında bugün "Haksızlık, Hukuksuzluk ve Adaletsizliğe Alışmayacağız; Tekrar Tekrar Karşı ıkacağız" başlıklı bir yazı yazacaktım.
Fakat Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için aşağıdaki satırları yazmış olan ve yakından tanıdığım Yalçın Küçük ölünce kendisine Allah'tan rahmet ve sevenlerine başsağlığı dileyerek hakkındaki gerçekleri yazmak gereğini hissettim.
"Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı'na sonradan katıldılar ve çöken düzene yakındılar.
Sonradan geldiler, kendilerinden önce gelenleri ve daha önemlisi, Kemal Paşa-İsmet Paşa-Fevzi Paşa triumvirası, başlamış olan kurtuluş ve bağımsızlık hareketine göre daha tutucu olduğu için daha radikal olanları tasviye etmek zorunluluğu duydular."
***
Yalçın Küçük ve eski eşi Temren ile tanışıklığımız çok eskidir...
1960'lı, 70'li Ankara günlerine dayanır:
Eşlerimizin aynı işyerinde çalışmaları bir yana, biz de Prof. Mübeccel Kıray'ın 1960'lı yıllarda Ankara'daki evinde yaptığı, herkese açık Perşembe toplantılarında zaman zaman birlikte olurduk.
O sıralarda, 29 Nisan 1960 günü, Demokrat Parti iktidarının, 27 Nisan'da "Tahkikat Encümeni" Yasası ile yaptığı Anayasa Darbesi'ne karşı Siyasal Bilgiler Fakültesi bahçesinde gerçekleştirdiğimiz protesto eylemini ezmek için Menderes'in emriyle gelen polis ve askerlerin baskınında, süvariler okul bahçesine girmesin diye ben atların ayaklarının önüne yattığımda, o da o sırada bahçede olduğunu söylemiş, aramızda bir tür yakınlık doğmuştu.
O yıllar, Türkiye'nin Devrimci 1961 Anayasası'na göre yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı, grev hakkının tanındığı, bağımsız yargı ve bağımsız TRT'nin, Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulduğu yıllardır.
1961 Anayasası Devrimci Demokratik kimliği ile Atatürkçülük ile Sosyalizm arasında köprülerin inşa edilmesine de olanak tanımıştı.
AMA ne yazık ki o yıllarda Türkiye'de, yasaklardan dolayı, hâlâ emekleme aşamasında olan Sosyalizm, hem kendi içinde "Milli Demokratik Devrimciler" (Mihri Belli-biraz zorlamayla Doğan Avcıoğlu) ve "Sosyalist Devrimciler" olarak bölündü ve Moskova-Pekin-Ulusal (Aziz Nesin) Sosyalizm kavgasında yok olup gitti, hem de Atatürk'e ve "Cumhuriyet Devrimine" karşı tavır alarak filizleneceği bir toprağı reddetti.
Sonuç olarak yeni çiçeklenen özgürlük ortamında, sol hareketler, Atatürkçülük, Cumhuriyetçilik (CHP), Sosyalistlik/Komünistlik (Aybar-Aren/Boran ayrılığı-Renkli ve Beyaz Aydınlık/Perinçek), Sivil-Asker öncülüğünde Devrimcilik (Yön-Devrim, Avcıoğlu), Resmi TKP-Gençlik Hareketleri (Goşistler, THKO-THKP-C, Deniz'ler-Mahir'ler) olarak birbirine yakın ama birbiriyle rekabet eden akımlar olarak belirdi.
Ben FKF'nin DevGenç'e dönüşmesini, DevGenç'in Dev-Yol ve Dev-Sol olarak bölünmesini, Sosyalizmin Moskova ve Pekin çizgisinde birbirine düşman partiler haline gelmesini, Türk işçi hareketinin Türk-İş ve DİSK olarak bölünmesini, içlerinde yaşayarak bütün kavgaları bir AntiFaşist ve bir AntiGoşist olarak AtatürkCumhuriyet-CHP-TKP çizgisinde izledim, bazılarına da aktif olarak katıldım.
Sonuç olarak, bölünmenin ve ayrışmanın bütün olumsuzlukları yaşandı ve sonuçta Türkiye önce 1971, sonra 1980 darbelerine ve bu darbeler yoluyla bugünlere taşındı.
***
Yalçın Küçük ile buralarda en baştaki CHP çizgisi hariç, hiçbir yerde uyumlu bir çizgide karşılaşmadık.
Bunun çok nedeni vardı:
1) Dengesiz ve çok kavgacıydı. DPT'den bu yüzden ayrılmış, TİP'ten de bu nedenle ihraç edilmişti.
2) ok zeki ve çok çalışkandı ama hemen kavga çıkarıyor ve derhal eski dostlarına, yeni rakiplerine karşı saldırıya geçiyordu.
3) Tutarsızdı; bir süre ittifak ettiklerini çok kısa bir süre bir süre sonra suçluyor ve ayrılıyordu.
4) Her konumuna uygun değişik tezleri savunduğu için fikirleri tutarsızdı. Kendisi de "Yazdıklarımı dönüp okumam: Onlar, dolduğum zaman kustuğum düşüncelerimdir. Kusmuklarımı okumam" derdi. Türkiye Üzerine Tezler ve insanları adlarına göre etnik olarak etiketlediği kitaplar yanlış ve fantastik iddialarla doludur. Bunları alıntılamak ve düzeltmek için yeni bir kitap daha yazmak gerekir.
5) Atatürk'e, Cumhuriyet'e karşıydı; elbette olabilir ama bu nedenle tarihi tahrif ediyor ve kendisine İkinci Cumhuriyetçiler (Birikimciler, etnikçiler, dinciler) arasında yer arıyordu.
6) Fazla muhteristi; hem iktidara hemen ortak olmak istiyor ama bunun örgütünü de yolunu da bir türlü bulamıyordu, çünkü yaşadığı dönem istikrarsız bir değişme dönemiydi.

4